3 Kasım 2010
uykuyla uyanıklık arasında bir yermiş ve çok methediyorlar dedi… gözlerini bir okyanus varsayarsam ve kızgın kum rengindeki saçlarından ayaklarım yanmadan yürümeyi başarabilirsem eğer ben de orada yüzebilir ve hakkım olan tatili yapabilirdim... İhtiyacım olandan daha eksik bir malzeme ile düştüm yollara... uykuyla uyanıklık arasındaki o yere tatil için gidiyorum istersen katıl dedim... yapması gereken işler varmış... peki…
hitler kılıklı bir adama eğilerek rüya bölümü 1.ramden bir koltuk istiyorum dedim... “bay mı? bayan mı?” dedi... ben genelde baymam o yüzden cinsiyetsiz bir yer olsun, çok güneş görmesin, ışık biraz alabilir ama mutlaka pencere kenarı olsun, görüntü iki pencerenin birleştiği yere denk gelmesin, mümkünse wc den uzak olmalı dedim... hitler kılıklı adam "yavaşşş" dedi sertçe... eve paket yapalım istersen "bu ne be!!" dedi "alt tarafı bir bilet keseceğim..." "tamam" dedim "üstü kalsın..."
otobüse bindiğimde onlarca çift gözün bana baktığını hissetsem de koltuğumla ilgileniyor gibi yaptım… sonradan o güruha ben de katılacaktım… hitler kılıklı adam yapmıştı yapacağını evet yer istediğim gibiydi ama yanımdaki kadının iri kalçaları için ayrıca para verdiğimi anımsamıyordum… ayrıca kadın iri memelerini otobüse her binene sunuyordu… bir nevi hoş geldin diyordu sanıyorum… içimden "hoş gördüm" diyerek yerime oturdum… içerideki kesif kokunun sahibini ilerleyen saatlerde koridor boyunca yürüyerek dirseğiyle herkesi uyandırma çabası veren sarhoş olduğunu anlayacaktım… neyse ki gideceğim yer belliydi... boşver yolculuğumu sonra daha detaylı anlatırım... asıl anlatmak istediğim o yer ve sonrası…
dedikleri kadar varmış… otobüsten iner inmez otelime yerleştim… otel;her yere iki saniye uzaklıktaydı, örneğin yemek yemek için bir saniyede lobiye inebiliyor yemek yiyip hemen dönüyordun, her türlü duygu arka arkaya yaşanabildiği gibi, unutmak istediklerini bir daha hatırlamıyor, yaşamak istediklerini yaşayabiliyor, yaşamasaydım dediklerini sonsuz bir zaman dilimine yolcu ediyordun…daha ne isterdim ki… sonra otel görevlisi gençten bir çocuk odamın kapısını hafifçe açarak bana bir harita verdi “otelimizin ikramı, bu haritada uyku ile uyanıklık arasındanın görülmeden gidilmeyecek yerleri var” diye de tamamladı görevini… benim bildiğim ikram kavramından biraz farklı bir şeyle karşılaştığımı düşünsem de gülümseyerek kabul ettim ikramını…
haritada ilk görülmesi gereken yer olan “istiklal”i kırmızıyla işaretlemişlerdi...ıhlamur ağaçlarının boy gösterdiği, yeşilin her tonunun hakim olduğu geniş bir alana yayılıyordu emindim ki istiklal doğa fotoğrafçılarının uğrak yeriydi, beyoğlu vardı bir de altındaki nota bakılırsa her yaş ve kurulukta istenen ölçülerde kadın veya erkek satın alabiliyordun buradaki alışveriş merkezlerinden,bahçelievler eğlence merkeziydi buranın, göztepede ise sadece müzeler ve eski insanların tasvir edildiği mermer heykeller vardı…günümüz insanlarının çamurdan üretildiği düşünülürse gidilmeye değer olabileceğini düşündüm… gözlerimden yaşlar akıyordu ve ben kahkahayla ağlıyordum, hıçkırıklarımla konuşuyor karnıma ağrılar saplanıyordu, aynı anda hem özlüyor hem görmek istemiyor, hem aşık oluyor hem de uzaklaşıyordum… ne kadar güzeldi yaşadıklarım… kendimi özel sandığım hatta kendime özel yaşadığımı sandığım hiçbir şeyi yaşamıyordum burada… bu bir çılgınlık bir delilik anı olabilir miydi ? bilmiyorum…
telefona sarılıp gelmediğine pişman olup olmadığını anlatmak geliyordu içimden… sözüm ona O’ na burayı anlatacaktım ve karşılığında pişmanlığını dinleyecektim… öyle olmadı… o kadar meşguldü ki telefonu açmadı bile… allahtan vedalar soğuk olur o yüzden sıkı giyin diye okumuştum ona uygun giyinip eşyalarımı toplayıp geri döndüm…























