26 Şubat 2011
sen haylaz rüzgarlar önünde şimdi, dudağımda isli bir ıslık ile bu şarkıyı mırıldanıyorum… ben sandığın belki senin yüreğindi… sanmak… zannetmek… zan altında bırakmak… altta kalmak… elbette bunların hepsi çoğaltılabilir… niyetim bu değil şimdilik… gayya kuyusu gibi, içinden çıkılamaz bir zihnim var benim ve ne zaman taş atsam, değil kırk akıllı bir deli bile çıkaramıyor çoğu kez… kaçma isteği ile bu ıslığı dilime dolayıp kendimi şehirler arası yolcu terminalinde buluyorum… artı o şarkı da böyle değil zaten…
sesi çatallı bir kızcağızın sürekli aynı cümleleri okumaktan gına gelmiş bir tonda söylediği “sayın yolcularımız” ile başlayan ; teşekkür ederek bitiren anonsundan sonra etrafıma bakıyorum… insanlar o kadar kanıksamış ki bu konuşan kızı, farkında değiller bile… valizler, yük arabaları, koliler, yiyecek kuyruğunda bekleyen insanlar, dergi gazete kitap telaşına düşmüş emekliler, boş pillerini yeni fark etmiş müziksiz yapamayacak gençler… onlara baktıkça sadece sırt çantamla çıktığım bu yolculuktan utanıyorum… çantamın içinde bir gecelik gecelik, bir günlük eşofman , dört saatlik diş fırçası, on saatlik bir toka ve bolca peçete var sadece… neden sadece bilmiyorum… kallavi bir çantaya ihtiyacım olmadığındandır belki de… hatta kendime bile ihtiyacım yok şu anda…
birbirlerine bakıyor insanlar… doğal bir ihtiyaç ve doğal bir eylem bu burada… sözgelimi kadınların birbirini anlama süreleri dört-beş saniye… tepeden tırnağa bakmaya başladıktan sonra dördüncü saniyede iç çamaşırından giydiğin ayakkabı ölçüsüne kadar hepsini verebilecek yeteneklere sahipler… tangadan, korseye, penyeden, dantelli sutyene, spor ayakkabıdan, terliğe oradan topuklu ayakkabıya kadar… üstelik bir takım içsel düşüncelerle bu dört saniyelerin ardı arkası gelmiyor… erkeklerin ise işleyişi biraz farklı… göğüs ve kalça ölçülerine göre bu zaman dilimi uzayabiliyor veya kısalıyor… eğer yere çömelmiş bir şekilde oturan bir erkeğin önünden geçiyorsanız muhtemelen siz gözden kaybolana veya yeni avıyla karşılaşana kadar kalça loblarınızı birbirinden ayıracak kadar çok zamanı oluyor… konumuz bu da değil… kendimce aldığım tüm önlemler doğru yolda olduğumu söylüyor… kendimle ayrı yollardayım ama doğru yoldayım şu anda…
birbirlerine bakıyor insanlar… doğal bir ihtiyaç ve doğal bir eylem bu burada… sözgelimi kadınların birbirini anlama süreleri dört-beş saniye… tepeden tırnağa bakmaya başladıktan sonra dördüncü saniyede iç çamaşırından giydiğin ayakkabı ölçüsüne kadar hepsini verebilecek yeteneklere sahipler… tangadan, korseye, penyeden, dantelli sutyene, spor ayakkabıdan, terliğe oradan topuklu ayakkabıya kadar… üstelik bir takım içsel düşüncelerle bu dört saniyelerin ardı arkası gelmiyor… erkeklerin ise işleyişi biraz farklı… göğüs ve kalça ölçülerine göre bu zaman dilimi uzayabiliyor veya kısalıyor… eğer yere çömelmiş bir şekilde oturan bir erkeğin önünden geçiyorsanız muhtemelen siz gözden kaybolana veya yeni avıyla karşılaşana kadar kalça loblarınızı birbirinden ayıracak kadar çok zamanı oluyor… konumuz bu da değil… kendimce aldığım tüm önlemler doğru yolda olduğumu söylüyor… kendimle ayrı yollardayım ama doğru yoldayım şu anda…
birkaç lise öğrencisi takılıyor gözüme… okul asılmış belli, etek boyları normalinden biraz daha yukarıda, kravatlar çözülmüş elde tek kitap var, kızlardan biri sol eliyle sevdiğinin (sevdiği sandığının) sağ elini tutarken sağ eliyle de arkasından sarılmış… yürüyüşündeki hava ve bakışlarındaki aidiyet duygusu öyle ki “bu çocuk benim ve ömrümün sonuna kadar da bu böyle olacak” diyor… çok değil üç beş sene sonra bu yaşadıklarının aslında hiçbir şey olmadığını göreceksin diyerek kıçımla gülüyorum haline… üstelik bu çıkarımı yapmam üç saniye sürüyor… çantamdan alelacele bir sigara çıkartıyor ve dudaklarıma yerleştiriyorum, henüz nereye gideceğime karar vermedim… bu konuyu sigaramın eşliğinde düşünmek üzere terminalin dışına çıkıyorum…

2 kişide semmy' e anlatmış:
kızlardan biri sol eliyle sevdiğinin (sevdiği sandığının) sağ elini tutarken .... niye sanmaktan başka bişey olamıyor, sevmek?
çünkü hayat aldığın nefes değil nefesinin kesildiği anlardan ibaret... onun dışındakiler kocaman birer sanrı... aksini ispat edemedim henüz...
Yorum Gönder