Lösemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lösemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

yeter ama...

2 Eylül 2009



bir kız çocuğu en sevimli haliyle yatağında yatıyor… söylediği cümle şu “annem ve babam beni çok seviyor” illaki diyorum … bu sevimli yüz sevilmez mi? Her anne baba çocuğunu seviyordur … sonra aklıma çocuklarını terk eden babalar ve anneler geliyor, onları bir baş belası olarak gören genç bedenler geliyor, işsizlik ve parasızlık yüzünden cinnet geçirerek bilmem kaç yerinden çocuklarını bıçaklayan babalar geliyor , kaldırım kenarlarında soğuktan donmuş elleriyle titreyen dudaklarıyla bir mendil alsana abla diyen çocuklar geliyor… ekrandaki görüntü akmaya devam ediyor… minik kız yatağında yan yatarak gülümsüyor kameralara maviş gözleriyle… sonra bir cümle daha dökülüyor dudaklarından “hatta doktorlarım ve hemşirelerim de beni çok seviyor” bu sefer aklıma soğuk hastane koridorları geliyor, veya hastabakıcılar tarafından dövülerek kolları bacakları kırılan huzurevlerindeki yaşlılar geliyor… nedense izlerken hep olumsuz şeyler çağrıştırıyor izlediklerim bana… derken minik kız minik elleriyle başındaki peruğu çıkarıveriyor…demek ki diyorum devamı geliyor… peruğunu çıkartır çıkartmaz saçsız (ve bence özellikle beyazlatılmış bir yüz ile) halde kalıveriyor kameranın karşısında, yatağında ve en nazlı sesiyle “lütfen bu gece uyurken elimi siz tutarmısınız” diye soruyor… fonda acıklı bir müzik… bu nedir allahaşkına!!! lösevin başlattığı bu rezil kampanya ile bu çocuk istismarı nereye kadar vardıracak işi? Kazanacakları üç beş kuruş için bu denli vicdanımızla oynamak kimin haddine düşmüş? İlla yardım edilmesi gerekiyorsa yalvarıyorum hastanelere gidin, gidin ve kendi gözlerinizle görün oradaki insanların hallerini ve kendi ellerinizle kendi yüreğinizle verin ne vermek istiyorsanız. Bu illa bir bedel olmamalı , içten bir gülümseme, içten bir destek hissi, vereceğiniz sarı kan ile çok daha fazla şeyler yapılabilir… lösevin yaptığı benim için bir insanlık suçudur, bir istismardır… sürekli bir dayatmadır ve evlatlarını bu hastalıktan kaybeden anne ve babalar için sürekli o yarayı kaşımaktır… bir şeylere birilerine yardım yapıyor olabilirsiniz ama size yalvarıyorum bunu çocukların o bedenini kullanarak yapmayın!!!! yeter artık diyorum… yeter ve televizyonu kapatıyorum... belki de hiç açmamalıydım…

bir yer...

10 Ağustos 2009


ortalama üç insan boyunda olan yüksek tavanlı bir binadır burası… koridorları sanki hiç bitmeyecekmiş gibidir… karanlıktır, gridir, soğuktur ölesiye… sürekli bir köşeyi dönmece hakimdir her katında… her köşeyi döndüğünde de seni umutsuz , esmer, kırmızı gözlü bir yüz karşılar… utanırsın gülümsediğin için… konuşamazsın bile…


insanlar birbirleriyle çığlıklar eşliğinde konuşur, kimsenin kimseye ne sabrı ne de tahammülü vardır… kan kokar, ilaç kokar, boş serum şişeleri kokar, ıslak insan kokar, dert kokar, çaresizlik kokar odaları… utanırsın güzelliğine… koklayamazsın bile…


kimsenin vakti yoktur , koşar insanlar alabildiğine, çarpar birilerine ama olsundur yetişmek gereklidir çoğu zaman bir üst haneye… utanırsın vaktin olduğuna, saatine bakamazsın bile…

geceleri bir haykırıştır, bir hiçliktir burası… birileri gelir birilerini götürür bazen… giden gelmez, gelen gitmemeyi umar çoğu zaman… bağırır çocuklar “dayanamıyorum artık” diye, yalvarırlar kocaman ellere; bıraksınlar beni diye… umut yoktur buralarda, sevinç yoktur, gülüşmeler yoktur… utanırsın gençliğinden, aynaya bakamazsın bile…

küçücük bedenler kendilerinden büyük makinalarla yaşar… bu havayı solur, soluk benizleri… yüzlerini büyük bezler örter, küçük kulaklarına, küçük burunlarına ve yoksul gözlerine inat… daha ne denir bilmem ki yaşadıkları varsayımını çürütmek için…

bir de beyaz gömlekliler vardır içeride ve onların kayıtsız şartsız hakimi olduğu bir dünyadasındır… sen yardıma gelmişsindir kendini insan sayarsın, o ise bu binadan çıktıktan sonra insan olduğunu hatırlar… bu birincil kuraldır… böyledir, böyle olması gereklidir, bir şey diyemezsin… utanırsın yaşadığından , geçmişine bakamazsın bile…

bu binanın adı hastanedir… “kanser” der beyaz gömlekliler sen kararırsın… varsayılan hastalığın adı bile buz kestirir tenini ama seni ateş basar… umudun vardır ama yok sayarsın… güçlüsündür ama yerden kalkamazsın… ışıl ışıl solarsın her bir kelimede… utanırsın duyduklarına, yüzüne bakamazsın bile…

işte böyle bir yerdir burası herkesin olduğu, kimsenin sayılmadığı… gelenin gidenden çok olduğu, gidenin nereye gittiği muamma olduğu bir yer… ruhlar dolaşır gece koridorlarda yalnızlık bir varsayımdan ibarettir… ve şimdi yine gecedir… ve şimdi yine o binaya benim babacığım aynı ka(e)deri paylaşmak üzere girmiştir… kocaman bedenini ilk kez bir yaprak gibi titrerken gördüğüm bu kördüğüm gece de yalan değildir… gerçektir…

Facebook'u O'ndan, öldüğünü Facebook'tan öğrendim...

27 Mayıs 2008



- Nedir abi bu facebook olayı?
- aHA Semmy bana bişey soruyor değerlendirmek lazım...
- E ama hadi anlat...
- Dur ben sana davet yoliiim...
- Hey Allaaam yareppim...
-------------------------------------------------------
- Vallahi olum şaka yapmıyorum. Tiyatro oyunu çıkartıyoruz.
- Ah yaa...Semmy ben yönetmen olayım mı?
- Olmaz çok fırın ekmek yemelisin...
- Tamam sen yaz senaryoyu ben de oyniim...
- Sana ne diyelim peki?
- ŞEHZADE....
-------------------------------------------------------
- kNOCK...Knock...Semmy ordamısın?
- He burdayım...
- Görünmüyosun?
- Provadan provaya koşturuyorum da ondan...
- Özledim ya...
- Aynen ben de ama dur Marttan sonra seninim azcık sabır...
- Bizim film noldu? Yazıyomusun?
- Başlayamadım...
- Şöyle uçuk bişey olsun..
- .....
- Heyecan yaptım şimdi...
- .....
- Allooooo ordamısınnn?
- Savaşım meşgulüm yaa:(
- Peki....
-------------------------------------------------------
- Savaşım anlatacaklarım var...
- Ooooo Semmy gelmiş ofline....
- Dur başlıyorum...
- E hadi dinliyorum...- ......
-------------------------------------------------------
- Biliyomusun yoğun bakıma gitti denenler hiç dönmüyor...
- Dönüyordur da sen klinikten çıkmış oluyorsundur:)
- Yok yok dönmüyo...biliyom ben...
- öfff şehzade sus bi yaaa..
- işin mi var yine?
- yok işim sevmedim konuyu, eee filmdeki konumu beğendin mi?
- ı ıhh..
- aman be sende:(
-------------------------------------------------------

Kahpe facebook... bugün 27 mayıs 2008 .... öldüğüm gün...

Show adamı Beyazıt Öztürk'ün programına katıldığı için ona hediye edilen notebook ile sanal aleme hızlı giriş yapıp sonra öğrendiklerini benimle paylaşan pembe hacker... Facebookun nasıl bir sistem olduğunu ondan öğrenmiştim... beni davet etmiş ve bende yumuşak iniş yapmıştım o aleme....
Vakti zamanında "Ah Savaş Mart Ayından sonra seninim ama şu sıralar çok yoğunum " dediğim...sabrıyla beni mutlu eden genç delikanlı...
Oyun projesinde bir fiil yer almak isteyen sonrasında okulu nedeniyle aramıza hiç katılamayan olgun çocuk...
Bana oynamamız için çeşitli senaryolar yazdıran ve çekeceğimiz kısa filmde yönetmen olayım diye yalvaran cesur yürek...
Serhan ve Şeyda'nın bulduğu gitar hocasını bir türlü ona kavuşturamadığım müzik adamı...
Facebook ne alaka dediniz değil mi? Orada onun sayfasına girip "ulen eşşek o kadar oynuyoruz bi gelip bakmadın oyunumuza heee..." yazacaktım... evet aynen bunu yazacaktım...
Kahpe facebook!!! oraya arkadaşları "mekanın cennet olsun kardeşim" gibi şeyler yazmışlar...İnanmadım...inanmadım...inanamadım...hemen aradım onu...telefonu kapalı...ablasını aradım açtı...nasıl sorulurdu ki? SAVAŞ yenildi mi? diye?

Sesimi duyar duymaz "ablacım kim söyledi sana dedi sema...kim söyledi öldüğünü?!?!...." Düğüm düğüm oldum... döküldüm paramparça... konuşamadım...

Gel de ah ulan rızayı anma şimdi... Harbiden öyle oluyormuş...gerçekten koca bir çınar ağacını kökünden dinamitleyip üzerine yıkıyorlarmış...

Facebookta fotoğrafımın altına yazdığı not kaldı şimdi elimde:
"Aslında kendisi Eiffel kulesini hiç sevmez. bigün Eiffel kulesinin restorantında capuccinosunu yudumluyordu. ''hani sevmezdin bu kuleyi'' dedim, ''yine sevmiyorum,Paris te eyfel kulesinin görünmediği tek yer burası'' dedi.Buda böyle bi anımdır.:)"
"

eeee?!?! Hani Savaş? başka anımız olmayacak mı yani şimdi?
Şimdi anlıyorum ki bu proje peşinden koşarken hayat devam ediyormuş... yakınlarım ölüyormuş... ben yaşıyormuşum... Bu proje benim için artık çok daha ama çok daha anlamlı...

Okuyucum bu okudukların edebi bir metin değildir... Bu benim çığlığımdır!!!! Bu isyanımdır!!! Bu haykırışımdır benim!!! Ben bir çocuğumu daha, ben bir kardeşimi daha, ben bir gencimi daha, bir dostumu, bir sırdaşımı, bir dildaşımı daha kaybettim...acım sonsuz... 19 yaşında harika yürekli SAVAŞ ORMANCI' yı kaybettim... Söyleyecek şey bulamıyorum yazacak şeyim çok... O'nu unutmam için en az yüz Savaş daha tanımam gerek... Ayrıca benden bu haberi saklayanları da affetmeyeceğim...

Ve Yarın akşam yani 28 mAYIS 2008 gecesi ben onun için sahnede olacağım...

Ruhu şadolsun...