işte ben gibi sen gibi...

31 Ekim 2009


haftalardır yazmadığım yazamadığım doğru… belki bir süre daha yazamayacağım da doğru… geçenlerde ilk okuduğum mısrada ne diyeceğimi bilemediğim bir şiir geçti elime… ne diyeceğimi ve ne düşüneceğimi bilemediğim bir şiir… tam da o anı kolluyormuş gibi çıkıverdi birden ortaya “elif gibi yalnızım” diyordu ilk mısra… dikkat “elif kadar” değil, "elif gibi" yalnızım… “ne esrem var ne ötrem” diye devam ediyordu… yıllarca evvel bir daha binmemeye and içtiğim bir otobüste önce camını silmiş sonra yanağımı dayamış gidiyordum… şehrin tüm kokusu üzerime sinmişti… yanımızdan geçen başka bir otobüste aynı benim koltuğuma oturmuş ve benim gibi yanağını cama dayamış başka birini gördüğümde de bu şiir zihnimde dolanıyordu “ne beni durduran bir cezmim” otobüsün üzerinde büyük harflerle “BELEDİYE ÖZEL HALK OTOBÜSÜ” yazıyordu… kendi içinde milyonlarca ironiye sahip olan bu tanımlama ile sahipsiz bir kentte olduğumu bir kez daha fark ettim… belediye özel olabilir miydi? özel olabilen bir otobüste halkın ne işi vardı? halkın içine sıkış tepiş doldurulduğu toplu taşıma aracı olan otobüsün hangi özelliği onu özel kılıyordu bilemedim… kendi kendime gülümsediğim anda yandaki otobüsteki şahsın da gülümsediğini gördüm…aynı esanada da “ne bana ben katan bir şeddem var, ne elimi tutan bir harf” mısraları da otobüsle beraber yanımdan geçmiş oldu… tek bir an tek bir bakış ve gülümseme… zilyon şey geçerken üstelik aklımdan son geçen mısraya kaptırdım kendimi… peşinden gidiyordum…"kalakaldım sayfalar ortasında” “elif kadar yalnızım” ….gücüme de gitmiyor değildi hani bu şehri tek başına yaşamak… aklıma her geldiğinde aldığım derin nefesler bir süre sonra kafi gelmiyor yerini kesik kesik ama sık aralıklarla aldığım nefeslere bırakıyordu… yollar bitmiyordu ve ben belki de bininci kez aynı şehirde aynı istikamete giden farklı bir otobüste aynı hisleri taşıyordum…
“işte ben gibi sen gibi” dedim bir başka durakta aynı yanakla karşılaşınca…yanak tekrar güldü bana… otobüse bindiğimde tek damla yoktu burnuma düşen oysa şimdi yanağımı dayadığım pencerede gözyaşlarını görebiliyordum gökyüzünün… onu böylesine içli kılan neydi bilmiyorum… bir bulutun güneşe olan aşkı olabilirdi belki de… belki de aynı mavilikte kalıp aya bir türlü kavuşamayacak olmasındandı… işte ben gibi sen gibi… imkansızlıklar gökyüzünün canını yakıyor o da aklına geldikçe ağlıyordu belki ve biz faniler buna yağmur diyorduk olamaz mıydı? “bir okuyan bekledim, bir hıfzeden belki”“gölgesini istedim bir dostun med gibi…" diyordu şiir şimdi de zihnimde… otobüsten indim… montumun önünü ilikleyip yakalarımı kaldırdım, ellerimi cebime sokup, gemiye doğru yol aldım… yüksek sesle başladım mısraları birleştirmeye :
Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf
Ne anlam katan bir harekem…
Kalakaldım sayfalar ortasında.
İşte ben gibi, sen gibi…
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki…
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
şiirin son mısrası aklıma gelmedi…sonra “işe bak” dedim kendi kendime… “bu şiir ortaya çıktığı andan beri şiir hakkında yazmak istedim olmadı aradan haftalar geçti … kalktım şehir değiştirdim orada bunlar geliyor aklıma” dedim… sesimi bir ben bir de ben duyuyordum sadece… kendi zihnimle kendi içimle konuşuyordum yine… şehir sen kokuyordu… şehir ıslaktı… şehir beni özlemişti… şehir başka bakıyordu bana… şehir sarılmadı bu defa… şehir uzaktan yanağımı okşadı… ve son mısrası da dilimden dökülüverdi “işte bu yüzden sızım elif sızısı…”

21 Ekim 2009

A Ş

K İ

R T

OS



Suskun bir bekleyiş sonrası geldi bu yağmur

Esrarını çözemedim bir kaç damlanın,

Mavi bir özlem mi yoksa beklentin mi? bilemedim

Razı gelmiyor gönlüm işte,

Aşık olmak çok zor bu mevsimde...

öldün... duyuyor musun?

11 Ekim 2009






Hayat bazen çok kolay… bazı şeyleri düşündüğünde söylememek mesela… ya da sonradan aklına geldiği için sustuğunu düşündürtmek... duş perdesinin arkasındaki yoğun gölge kadar yakın ama bir o kadar uzak durabilmek… aradaki boşluklar dolar belki diye.. ama ne zaman ne yana baksam o boşlukların asla dolduramayacağı şeyler de var elbet, olacaktır olmalıdır da… ben beceriksizim kabul ama sen de bir o kadar korkaksın ….

Hayat bazen çok yalan… sana yalan söyledim ilkinde çok dokundu kalbime ama sonra sonra alıştım … ilki zor devamı kolaydır derlerdi de inanmazdım… inandıramazdım… bu hafta senin şehrindeydim ben… sahipsiz bir köpek gibi dolaştım yollarda... ezberini unutmuş bir talebeydim , talep ettim olmadı ben de eyleme geçtim… göz yaşartıcı bombalar vardı her yanda... biber gazın genzimi yakıyordu ama yutkundum ve yola devam ettim… ben kararsızdım kabul ama sen de kolayı seçtin…

Hayat bazen çok temkinli… bunca yıl öğrendiğim tek bir şey oldu… bir binayı sıfırdan asla yapmayacaksın… gidecek , yerinde görecek , içine sinmezse araştıracaksın… üç oda bir salon mu istiyorsun , bir oda bir mutfak mı karar verecek ve alacaksın... hiçbir zaman kendi yaptığın yerde sığınamazsın… mutlaka bir aksilik çıkar, yer olsa ustalar olmaz, banyo bulunsa , fayanslar oturmaz, musluk olsa , elektriği olmaz, maz da maz…çünkü geç kaldık doğru bir yerden arsa almaya… ben temelini kazdım kabul ama sen de bir enkazdın…

Hayat bazen çok iki yüzlü… yürek kal derken dil git diyor… dil kal derken yürek siliveriyor… istenmemek başka bişeymiş anladım... sevgiden öte özlemden acı… ne verdin ne aldın hesapları karıştırdım… önce telefonunu rehberimden kaldırdım, sonra adını sol göğsümün üzerindeki cevherden kazıdım… kendime biraz da zaman tanıdım, bir sigara yaktım ve dudağımdaki son dokunuşunu da dumanla birlikte evrene saldım… ben başarabildim kabul ama sen başaramayacaksın…

Hayat bazen çok tehlikeli… bol virajlı bir sürü yol çıkıyor önüne , hangisini seçeceğin belirsiz, sollama yapamıyor, sinyal veremiyor, tabelaları okuyamıyorsun… ben bir uçurumun kenarında buluyorum kendimi, ve iyice yaklaşıp dibine; düşersem nereye tutunurum diye bakıyorum, tutunacak şey çok görüyorum ama beni taşıyacak dal yok anlıyorum… sen ise uzaktan bana bakıyorsun … ben çok cesurum kabul ama sen de bir o kadar uzaksın…

Hayat bazen çok şekilci; yine de biliyorum ki benim sevme şeklimde bir bozukluk yok… kağıt kesiği gibi seviyorum ben … nasıl, ne zaman, ne olacağı bilinmeyen … her sevgimde kağıdı kendi yüreğime sürtüyorum , kanayan bir yüreğe sahibim bu yüzden … Şimdi yazarımın da dediği gibi senin sevme şeklinin bozuk olduğunu anladım… sevme ve isteme şeklindeki bozukluk yüzünden yüzüme bakamazdın ve bunun farkındaydın… benim ilişki anlayışım bu olmadığı için de ben artık pes ediyorum… her istediğini son kez yapıyorum ve hayatından çıkıp gidiyorum… çünkü ben birinin hayatına kıyısından köşesinden dahil olma çabası veremeyecek kadar kendini ve ne istediğini bilen bir kadınım… istediğin bu değilse de hayatının tam ortasında olmalıyım… bu kez kararlıyım… kendi kendine kazdığın mezarında sana mutluluklar dilerim… ben böyle ansızın gidenlerdenim kabul ama sen de kalmamı hak etmedin….

Şimdi tut bakalım tutabilirsen ellerimden…
*fotoğraflar : birbarfilozofu (by M.Güleray)

kutlu olsun...

9 Ekim 2009


aslında yoksun...

ve bir yıl daha bitti işte...

bardak artık biraz daha boş...

son yudumuna kadar hayatın,

içmekte olduğun her damlanın,

tadını tam olarak hissedebilmeni umarım...

içtiğin çok,

içeceğin çok hayatın olsun...

aslında yoksun,

sağlık olsun....