elif dedim " b" dedim...

23 Eylül 2010

A lardan kolay geçtim de
B de takılıp kaldım…
bir bilse yokluğu C gibi bükü belimi…
D kadar kilo aldım mesela,
içim E gibi eridi de söyleyemedim kimselere…
Fil gibi içtim her gece…
Gecemi Gündüz eyledim,
Hayat dedim…
bir köprüden elimde yine bir tek Kendimle geçtim.
İ gibi uzadı gündüz eylediğim geceler
Maziyi deşeledim…
Ney gibi içlendim de neyledim?
O gibi hep kendime çıktı tüm yollar…
Öldüm öldüm dirildim…
hiçtim, ağladım, içtim, dış oldum, el oldum, bekledim , caydım canımdan, doğdum ezildim, fark ettim gittim, hiç oldum… istedim, kalmadın, sevildiğini düşünen herkes gibi yalnız kaldım… ahh dilim ettin beni dilim dilim…

bir pazar kahvaltısı...

19 Eylül 2010

Kimse üzerine hiçliklerini giymemiş… içi dışında herkesin… yüzlerde maske yok… şaşırtıcı bir ferahlık var her yerde… cohen çalıyor yine belli belirsiz… bazen acaba sadece zihnimde mi çalıyor diye düşündüğüm olmuyor değil hani… bu parçayı seviyorum diyorum yanımdakilere… bakıyorlar yüzüme ve devam ediyorlar uğraştıkları her ne ise… ben ise dudaklarımı büzerek ıslığa benzer bir ıslaklıkla cohene eşlik ediyorum… adım hüzün benim… tepeden tırnağa kahra boyanmış bedenim… bir tek göbek üstüm hariç… o zaman annem kocaman kırmızı bir çarpı yapmıştı göbeğimin hemen üstüne… tıpkı o şarkıdaki gibi… kadın oldun artık demişti… besin kaynağım hüzün benim… her giden bedende bedeni değil umudumu yitiriyorum… geceleri kalkıp hiçbir zaman yollayamadığım mektuplar yazmam da bu yüzden… kayıp ruhlara, hiç bedenlere yazıyorum… umutsuzca sabahı bekliyorum… kimse üzerine her şeyini giymemiş… dışına geçmiş içindekiler… yüzlerde belli belirsiz bir gülümseme… şaşırtıcı bir rahatlık var üzerlerinde… çok değil az bir zaman sonra herkes tekrar olması gerektiği gibi olacak ve kalabalığa karışacak...

kısa... kısa...

17 Eylül 2010

ekmeğe "ba" suya "ab" dedim sana "sen" dedim…
arabaya "bubu" yola "atti" dedim, sana "sen" dedim…
bildiğim tüm kelimeleri söyleyemedim ama illa sana "sen" dedim…
yine de sevdiğimi diyemedim…
oysa ne kolay kelimeydi benim için...

yine yeni yeniden...başlarken...

14 Eylül 2010

"siz bilmezsiniz kuytu köşelere sinip tehlikenin geçmesini beklemenin ne demek olduğunu… peşinde sürekli birinin varlığı ile rahat hareket edemememin ve bu durumun bedeninizi nasıl bir cendereye hapsettiğini de bilemezsiniz…özgürlük sandığınız şeyin aslında kocaman bir tutsaklık olduğunu anlamanız benim gibi uzun süre aldıysa vay halinize… ensenizde sürekli aynı soluğu hissediyor olmanız kendinizi yalnız sandığınız zamanlarda nasıl can yakar hissedebilir misiniz? peki tam "yüreğim konuştu oh ne güzel başka söze ne hacet" dediğiniz anda haklı olduğunuz için canı acıyan birinin; herhangi bir tavrı veya konuşması üzerine kanayan yaranızın üzerine birazcık da tuz serpiyor olmasına ne dersiniz? yazdığınız her kelime yüzünden sürekli yargılanıyor olmak da cabası… bilir misiniz tüm bunları? bilirsiniz elbette... insan olma sıfatını taşıdığımız sürece bu tip soruların cevabını herkes kendince verecektir eminim…


şimdi bu dört tarafı beyaz yerde buldum kendimi… bir gece ansızın karar verdim ve topladım pılımı pırtımı; başka bir şehre, başka bir isimle, başka bambaşka hayatlara taşıdım kendimi… bu blogu da tabi… olan yılların emeğine, yılların yaşanmışlığına ve bana göre çok ama çok kıymetli olan altmış üç kişiye oldu… onlara bir veda mektubu yazdım kendimce , anlatmaya çalıştım içinde bulunduğum durumun inceliğini… beni bilenler anladı bilmeyenler sessizce terk etti …
Eski semmy KAYRA oluverdi birden...


ısınır mıyım bilmiyorum şimdi bu dört duvara lakin bir yerden başlamak gerek… duvarlara biraz renk katmalı, yeni temalar bulmalı, yeni yazılar yazmalı ve bağırmalı avazı çıktığı kadar :
KORKUNUN TEK KORKUSU KORKUTAMAMAKTIR diye..."

diyerek vazgeçmiştim kendi evimden... yapamadım... ben geldim... ben ben işte Semmy...