semmy meselesi

20 Aralık 2009


uzun zamandır yokum… yaşamıyor olduğumdan dolayı da yazmıyorum… illaki bir şeylere başlıyorum ama hep yarım, hep gereksiz, hep kifayetsiz ve hep yersiz, yetersiz… tam da bu sırada uzaklarda çok uzaklarda çok sevdiğim bir dostuma kendime olan bu serzenişimden bahsediyorum… gerçekten iyi değilim diyorum… hiç değilim… sürekli birilerin canını yakıyorum ve aslında canı yanan ben oluyorum… bana Tahir ile Zühre meselesini anımsatıyor… alıyorum kağıdı kalemi elime ve yine yaşayarak yazıyorum...

"tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş tahirle zühre olabilmekte
yani yürekte…"

ve ben yüreksizim… hem de öyle böyle değil… yanlış zamanda, yanlış toprağa ekilmiş bir tohum gibiyim… birileri ne zaman sulamaya kalksa, kendimi elime alıp, güneş gören, görmeyen, isteyen , istemeyen yerlerde gezdiriyorum ve sonra etrafımda zararlı (sandığım) otları yoluyorum teker teker… yetmiyor umutsuzca suluyorum bedenimi her gece gözyaşlarımla… çürüyor, çürütüyorum ; çiçek açmıyorum… açamıyorum… yüreksizim kabul…


"meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?"

ölmek ayıp olmaz elbette de öldürmek ve bunu bile bile yapmak tepeden tırnağa günah… sayısız yolculuğum var oysa benim… ne zaman hayatımda bir boşluk bulsam terminallerde alıyorum soluğu… terminalin sidik kokan, is kokan, benzin kokan peronlarında… ve ne zaman bir bilet alsam mutlaka dönüşünü de alıyor buluyorum kendimi… yani hesapsızca çıkamıyorum yollara… mutlaka sağlam sebeplerim olmalı dönmek için öyle değil mi? değil işte… öyle hiç değil… geri dönüyorum çıktığım her yoldan çünkü yüreksizim ben ve damarlarımdaki serumu denemiyorum, ona muhtacım… kendi kendimi öldürüyorum… en sağlam sebebim bu ve en büyük günahım da…

"tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil."
ölmek ayıp değil elbette de hiç uğruna yaşamak tepeden tırnağa günah…
"seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak"

mümkün mü? istemez miyim gerçekten?

"yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
yani tahir'i zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
tahir ne kaybederdi tahirliğinden?"

hani olmaz ya sırf belki beni merak ediyorsundur diye yazıyorum iyi değilim… hem
de hiç iyi değilim… her gece uyumadan önce sana iyi geceler öpücüğü vermekten de yoruldum, saçlarını okşamaktan da… sabahları bir hıçkırık gibi yanımda yatan cansız bedenine günaydın demekten de yoruldum… zavallı diyorlar artık bana sayende bunu bil… belki rahatlarsın artık… ne kaybettim kendimden ? çok şey… ne kazandım? bir hiç… çarpmada bir toplamada sıfırım… işte bu kadar da değersiz bir sayıyım… sabret seyret dünyası bu dünya… elimdeki elmaların hepsi herhangi bir masalın sonunda hiç tanımadığım insanların başına düşüyor artık… ortadan ikiye bölemeden, kesemeden, paylaşamadan...

tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da ama kendini bir şey sanmak tepeden tırnağa günah… şimdi sen bir adamı onun ayakkabıları ile bir kilometre yürümeden yargılama ve cevap ver tahir ile zührenin aşkı gerçek miydi gerçekten?

2 kişide semmy' e anlatmış:

semmy dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
dersaadet dedi ki...

Geöen yüzyıllara bakıyorum da, sahte her şey. Dokunuyor bu sahtelik bana. Bugünlerde böyleyim ben, kusuruma bakma...Ama...

ben, ben olduğum için çok şey kaybettim. Onurum yok gibi,paçavra arasına konmuş değersiz bir taş gibiyim, soğuk ve renksiz. Kayboldu hepsi.

Şimdi oturduğum yerden havası is kokan şehrin toz bulutu arasına sığınmış siluetine bakıyorum. Yanıtım seni üzebilir özür diliyorum, tahir çok şey kaybetti tahirliğinden, zühre de öyle. Başkalarına adadıkları hayatlarının acısını çektiler...