30 Ocak 2009

Sesinin bana yetmediği anlar oluyor... böyle anlarda içimle konuşmaya başlıyorum derhal. içim senin sesinin taklidini yapıyor bana. ben de ona ayak uyduruyorum. bi sürü şey konuşuyoruz... bi görsen bazen yüzüm kızarıyor hatta , bazen duygulanıyorum, bazen ağlamak geliyor içimden... ama sen bakma bana... deliler böyle seviyor işte... böyle seviyor deliler...

yarım kalmışlar (III)

29 Ocak 2009

deliler böyle sever...
böyle sever deliler...
biraz oradan biraz buradan ama hep gönülden...
o kadar çok benziyorsun ki...
konuşman,
uysallığın,
gülüşün,
ellerini kullanışın...
yanında ben olmaktan çok korkuyorum...

tut ki....



soru sormak bir tarafa; cevapsız sorular sormak daha çok acıtıyor sanırım... inanmak insanın hayatını kolaylaştırıyordu hani? varsayımlardan çok yoruldum... dingin, sessiz, nefessiz bir dönem bu... nefessiz çünkü tuttum nefesimi; şimdi sadece kalp atışlarımı dinleme vakti... cevapsız sorular "ne oldu?", "ne hissettin?" , "konuşmak ister misin?" .... istemem konuşmak istemem... olan bişey yok... hislerim var sadece... acıtma işte beni... içinde bulunduğum durum bir bilinmezlik, bir çok gördüm ben bunları hadisesi, ucu bucağı olmayan... sen sadece ellerimden tut... tut ki geçmiş hiç yaşanmamış... tut ki beraber doğmuşuz aslında sen küçük prensmişsin mesela çölü çok güzel bulan, içinde çiçeklerin olduğunu hayal eden... tut ki ben clementine olmuşum birden geçmiş tüm kayıtları kollarında silmek isteyen... ne çıkar? bişey çıkarmayalım gel... tut ellerimi... bak geldin gidiyorsun işte... hafızamı yine zorlayacak dakikalar silsilesi ile bırakacaksın beni az sonra... minik bir kedi penceremin dışında umutsuzca bana bakıyor... kedi umutlu aslında ( bu soğuktan kurtarır mı acaba beni? belki içeri alır ha ne dersin?)... tuhaf umutsuz olan benim... üstü açık bir arabada başıma bağladığım fuların hızla uçması gibi geçiyor yanında zaman... zaman zaman da aklımdan geçiyorsun öyle işte... tek katlı bir evin penceresinin önünden geçer gibi belli belirsiz görüyorum seni... umutsuzca geçiyor zaman... alt yazılı bir film yaşamlarımız... birbirimizin her hareketini görüyor ama senkronizasyonu tutturamıyoruz bir türlü... aslında ikinci kez izlediğimizde daha çok zevk alacağız inan buna... yönetenin olmadığı , yönetmenin bulunmadığı iki kişilik bir senaryo bizimkisi; her karesinden ayrı ayrı zevk aldığımız, alacağımız... o yüzden sorma... acıtma...tut ellerimi... tut ki en önden ayırtmışız yerlerimizi ikinci bir şans vermişiz yaşamlarımıza yanımızda patlamış mısır ve bolca tuz ; gözyaşlarımızdan birbirimize sunduğumuz... hadi sorma... acıma, acıtma... tut ellerimi...

kadın...

28 Ocak 2009



ilham denen kaçağın gelmesi bu sefer uzun sürdü... oysa arada sırada dışarı çıkar , gezer, hazırladığım uzun alışveriş listesini toplar geri gelirdi... bu yüzden şu sıralar ona kaçak diyorum işte... belki canım gerçekten yanmadığından olsa gerek geç kalması... belki de içimde biriktirdiklerimle dışımda yaşadıklarımın bu kadar birbirinden bağımsız olması ile alakalıdır...




bu gün tam beş yıl öncesinde üyeliğimin bulunduğu bir siteye tekrar girdim... yazdıklarımı ne çabuk unutmuşum... kendime şaşırdım... yurdumun asi kızı... nelere öykünmüşsün öyle, öylesine... Ne sıkıyormuş seni? Ne yıkıyormuş dünyanı hesapsızca? Ne kolay kırılıyormuş minik yüreğin? heyhaat şimdilerde sınırlarda yaşıyorsun oysa... Tüm o yaşadıkların korkak ama cesur görünen, zayıf ama güçlü olduğu varsayılan, sahipsiz ama ait olmak isteyen bir kadın yaratmış... seni seninle baştan yaratmışsın yani... vay canına içimdeki kadına... odanın bir köşesine sinmiş şimdi o kadın... bacaklarını karnına çekmiş, ellerinin arasına almış başını... iri , kocaman, gece gözleriyle bakıyor şimdi gelecek günlere...

aşk ayağına kadar gelmiş ve ilk kez kapıyı ardına kadar açmış şimdi... karşısında durduğu dev aynasının aslında onu minicik gösterdiğini görmesi uzun yıllar öncesinde kalmış...

uysa da oldu uymasa da...

14 Ocak 2009

elbet bir gün buluşacağız,
bu tam da böyle yarım kalacak...
ikimizin de saçları ak,
ne zaman tanışmıştık unutacağız...

belki bir deniz kenarında,
bir bankta oturup anımsamaya çalışacağız...
senin aklında hep yapacakların var,
sevdiğim biz ne zaman bizi hatırlayacağız ...

belki bir deniz otobüsünde,
sen herşeyi unutmuş içinde bir sızı...
benim aklımda ya hatırlayamazsam telaşı,
sevgilim, biz böyle ne yapacağız?