patchwork (kırkyama)

1 Şubat 2009

Değişik bir şey olsun istiyorum. Bugüne kadar yazılmamış, okunmamış bir şey olmalı.
İçini ısıtmalı mesela okurken, heyecandan ellerin titremeli, belki de korkmalısın okuduklarından( hiç korkmadığın kadar) , için ürpermeli, sonra üzülmelisin, istemesem de kırmalıyım seni.Kah o küçük kız çocuğu olmalısın her kelimemde ellerine hayatı verdiğim, kah kadınım olmalısın ömrüne ömür biçtiğim, kah dostum olmalısın içimi dökebildiğim…Ve bu hikayeyi bitirdiğinde yüzünde en ufak bir detay kalmamalı, terin kurumalı üzerinde, göz yaşların kurumalı yanaklarında, kalbinin sesini artık duymamalısın. Hikayeyi okumadan önceki sen ile bitirdikten sonraki sen aynı ama farklı olmalısın. Dört mevsimi bu süre zarfında yaşamalısın mesela üşümelisin sözlerimin soğukluğunda, için kıpır kıpır olmalı ilk baharda açan çiçekler gibi, bir gülüşümle yeniden ısınmalı kalbin ve gittiğimde tüm yapraklarını dökmelisin…

Başlamadan önce sadece şunu bil şu anda ikimizin de ruh hali aynı…Yani ben de en az senin kadar heyecanlı , çocuk, adam, üzgün, kırgın, mutluyum…Belki de budur bizi birbirimize çeken…


Birisi başıma vuruyor taze sıcacık bir şey akıyor boynumdan aşağıya, oradan omuzlarıma sonra yol ikiye ayrılıyor ve bir kısmı sırtımın oyuğundan kalçalarıma, bir kısmı ise göğüslerimin arasından göbeğime doğru süzülüyor…süzüldükçe donuyor besbelli ama kaynağı her ne ise devam ediyor taze, sıcak ve dikkatli bakıldığında çürümüş vişne rengini anımsatan kanın akması….O görüntüyü gördüğümde irkiliyorum ve ürküyorum…


Ellerim merkeze; acının ve kanın merkezine doğru yola çıkıyor…Tüm bu olanlar milimetrik saniyelerle ve hatta saliselerle oluyor…Artık tahammülüm kalmadığında bu acıya; birden avazım çıktığı kadar bağırıyorum,bağırıyor ve hıçkırıklarla ağlıyorum…öyle çok ağlıyorum ki nefessiz kalıyorum…ve o boşlukkkk…

Açıyorum gözlerimi terden sırılsıklam olmuşum ve fark ediyorum ki aslında ağlama sesi benim sesim değil elimdeki çalar saatin o deli edici sesi... yatağımın başına yine gözü kapalı saati almaya çalıştığım için başımı vurmuşum…Eskiden böyle değildim ben rüyalarımı bıçak gibi tek seferde kesebilirdim ve sevinçle açardım gözlerimi yeni sabahlara…heyhaaat demek ki ruhumda bişeyler değişiyor…

Saat 6:45 Sıcak yatakta yalnızlığımı gidersin diye bulduğum formüle yani rulo şekline getirdiğim küçük bir bebek battaniyesine sarılmış öyle bakıyorum etrafa..Aklımdan geçen düşünceler hiç de yabancı olmadığım şeyler…yapılacak işler , edilecek telefonlar, yeni fikirler….ve bir de kahredici özlemin... Birazdan yapacaklarımı ezbere biliyorum…


Saat 7.20 Kendi hazırladığım mini kahvaltımı (kendime göre yine) yapıyorum... Günün ilk sigarası elimde…İlk yakışımı ertelesem bile sonuç değişmiyor "hayır kullanmıyorum" cevabını veremiyor dilim… iradem yine yeniliyor buna ve sabah sabah ilk yenilgimi de alıyorum böylece…

Saat 7.25 giyiniyorum ve bazen giyinmeyi dünyanın en büyük problemi zanneden kadınları anlamıyorum..Ne fark edecek ki?! Örtünmeyi amaç zanneden ve üstündekilerle itibar veya saygınlık kazandıklarını düşünen zihniyetleri de anlamıyorum... Belki "ilk intiba önemlidir" deyimi de doğru...ama yine de gereksiz…Sabah sabah ilk çelişkimi de yaşıyorum böylece...


Saat 7.45 Servis gecikiyor her zamanki gibi... Muhabbete önsevişme "günaydın" "hava serin değil mi?" "servis ne zaman gelecek acaba?" "çalışmasak ne iyi değil mi?" soruları havada asılı kalıyor tarafımdan...



Saat ikibindörtyüzon…eve geleli çok oldu... uykularım delik deşik...

Eeee yazıma neden böyle bir giriş yaptığımı biliyor olmana rağmen yine de yazmak istiyorum; gördüğün gibi senin hayatından hiç farkı yok benim yaşadıklarımın… Yukarıda okudukların benim dünümdü, geçen hafta da aynı şeyler olmuştu, muhtemelen yarında aynı şeyler olacak… yani demem o ki sen de benzer şeyler yapıyorsun ve ortada var koskocaman bir hiç… ortamlar farklı sadece.


Mesela ben İstanbul'un içinde SEN olan herhangi bir semtinde kahvaltı yapmak isterim, belki iyi bir film izlemeyi, keyifle ve sesini özgürce açarak müzik dinlemeyi, sevdiğim dostlarımla sohbet etmeyi ya da çocuklarla uğraşmayı isterim… Sen de benzer şeyler istiyor olabilirsin… ancak ikimizin de istediği fakat olanaklarımız olsa da yapamadığımız şeyler bizi buluşturan ortak payda… işte bu azınlıkta bizleri anlayan (gerçekten) insanlar bulmayı istiyoruz fakat bu çok zor… elimizde bir ayna olduğunu varsayıyorum sen bana karşı tutuyorsun o aynayı ben de sana karşı böylece birbirimize baktığımızda yine kendimizi görüyoruz sana karşı duyduğum acizane böyle bir his bu…

hep aynı eziyet değil mi? hep suçlayan biziz suçlanan hayat... aslında öyle değil işin özü ben biliyorum ne yapmam gerektiğini ama yap(a)mıyorum... bu satırdan sonra yazdıklarımı anlayacağına eminim eğer alt yazı geçmem gerekirse yada anlayamadığın noktalar olursa paylaşman yeterli olacak benim için hemen detayları yazacağım sana; galiba kaybetmek korkusu ağır geliyor bana…geçmişimi kaybetmek, geleceğimi kaybetmek, şimdiyi kaybetmek…ya da ya da belki de SENİ KAYBETMEK… işte bu ağır geliyor olabilir bana…. Biliyorum diyeceksin ki kaybetme korkusu olan bi insan hayatta ne yapabilir ki?nasıl yaşar bu korkuyla? "Bilemem" diyeceğim ben sana arada bir uçurumun kenarından aşağıya bakar belki, belki herşeyi göze alır sıfırdan başlar, belki kendisine ayna tutan insanın yanında olmasını ister, belki yazdıkları ve yaşadıkları hep aptalca olur belki de........




Peki bu durumda elimden ne gelir ki?bir filmde izlemiştim..kapalı bir yerde kalıyorlar,her taraf cehennem , malum amerikalılar (lanet olası) her zaman kahramandır ve ülkelerini kurtarmak zorunda olan insanlardır,birileri geliyor,telsiz bağlantıları kopuyor , ağlayanlar,bağıranlar istavroz çıkararak yüce isaya dua edenler bir hengamedir gidiyor anlayacağın...., bombalar var etrafta ve patlamaması için acele etmeliler zaman çok kısa ve diyor ki birine "hadi acele et" öteki cevap veriyor "elimden geleni yapıyorum" diğeri tekrar diyor ki "hayır dostum elinden geleni yaparsan ikimizde ölürüz""elinden gelenin en iyisini yapmalısın!!!" keske sana diyebilsem doğru tel kırmızı olan onu kesersen yaşarız diye... ama o kadar arapsaçı ki her tarafım hangi telin nereye bağlı olduğunu bile bilmiyorum unuttum gitti… Sana her şeyi anlatıyorum aslında ama öyle bişey ki bu bazen aptalca bulabilirsin diye susuyorum… Sen de bir konuşsan çözüleceğim…


Semmy notu: Devam edeceğimi biliyorum…Bu yazıyı sen yazmışsın gibi her şeyi her detayı yazabilirim… ama ben bunları tahmin etmek değil senden duymak istiyorum. O yüzden de geri kalan kısmı sana bırakıyorum…ister devam et ister okumamış say. Senin tasarrufunda… ne yaparsan yap sorgulatma ama bana… bekletme de…

5 kişide semmy' e anlatmış:

pRncfRn dedi ki...

Daha detay daha detay! :)

Her şey söylenmiştir zaten...

semmy dedi ki...

sıklıkla takip ettiğim bloglar içerisinde bir çok kişi gitme kararı almış ne yazık... ve sen de aynı kararı almıştın hatta...işte simdi sen geri dönmüşsün...hoşgeldin...

siboreta dedi ki...

rüyalar manalarını aramaya kalkmadan doğrudur.
rüyalar doğrudur, olduğu gibi.

semmy dedi ki...

rüyalar doğrudur ama her zaman gerçek olmazlar be siboretacım...

siboreta dedi ki...

o yüzden doğru olmasın sakın: )