sen de kimsin?

15 Ekim 2008








Her şeyin bu kadar iyi gidiyor olduğunu düşünmek galiba benim deliliğim. Uzun süredir haber alamadığım bir arkadaşım var mesela. En son bebek beklerken bırakmıştım onu. Uzun süre bekleyecekti sözüm ona geldi mi bilmiyorum. Bebek mi? Hayır nereden bileyim haber alamıyorum dedim ya sana. Nerede olduğunu bulamadığım bir kredi kartım var sonra. Ekstrelerinin nereye gittiğinden bile haberim yok. Buradan çıkartacağın sonuç ile adressiz olduğumu düşünmen üzdü beni. Ya boşuna arıyorsam o kartı? Yitik olduğum doğru da adresim var elbette. Şu an kiminle beraber olduğunu bilmediğim bir de sevgilim var. Yanlış duymadın evet bir sevgilim var. Şu an kiminle seviştiğini bilmesem de kalbim(n)de olduğum(n)dan eminim. Geçenlerde bir kitap geçti elime okudum mu anımsamıyorum okuduysam da en son nerede okudum ya da bıraktım emin değilim. Kapı çalıyor bir dakika galiba kapıcı geldi. Hay Allah bizde kapıcı yok ki. Aklıma olmadığı gelince haliyle açmaktan vazgeçtim kapıyı. O da pek ısrarcı değilmiş galiba bir kere çaldı gitti. Birbirimizin içinden çıkıp, birbirimize tutunma çabası veriyoruz. Bu çabalama boşuna oysa… Yersiz, gereksiz, değersiz... Sözde o büyük güç her yerimizde uzun zamandır . Hahayt hay hayat güleyim bari.Ben mi?

Ben ;

kar-ARSIZIM...
bu yüzden her kapıdan geçiyor ardına kadar açıkta bırakıyorum... Açıkta bıraktığım kapılar birbirlerinin içinden geçiyor bazen. kocaman dev aynalarına karışıyor sonra... her aynanın içinden bir kapı açılıyor sonra bir kapı, sonra bir kapı, sonra bir kapı daha... Çıldıracak gibi oluyorum...

karar-SIZIM...
sızım sızım sızlıyor içim... Kaç zamandır ağzımdaki bu tuzlu tat da bu yüzden işte... ağlıyor, akıyor, arınıyor, arındırıyorum... Ama bundan sana ne değil mi? Kendi kurduğun düşler ülkesinin hiçbir şeyi olmayan kralısın sen ne de olsa. Canın istediğinde beni huzuruna çağırır kendine göre aptalca çelişkilerinden bahseder ve benim de sana ayak uydurmamı istersin. Kabul et ben de bu rolü çok iyi oynuyorum. Öyle güzel pışpışlıyorum ki seni krallığından geçiyorsun bir süre sonra. (Bu sitem de nereden takıldı şimdi aklıma...ben nereye yollasam da kurtulsam bunu? Kafamda bir bilinmeyen var ve de bir bilinen..bilinmeyenle BİLENEN... bilinenle bölünmüş bilinmeyeni bekler artık bu sitem...* ı.q.)

kar-SIZIM...
Aldığımı, aldığım fiyattan veriyorum. Oysa ona çok yatırım yapıyorum ben. Adem elimde bir süre sonra ADAM oluyor. Gördüğün ve her zaman olduğu gibi ben senden daha karışık ve hatta daha kararsız, daha karsız ve daha rahatsızım... Ama duuur her şey iyiye gidiyor... Gerçekten bak. İki saattir anlatıyorum ya sana. Arkadaşımdan, kartlarımdan, kitaplarımdan ve hatta sevgilimden bahsetmedim mi? Ve kadın aldatmayı keşfetti…Birlikte olduğu kişiyle bir olarak "aynı kişiyi aldatma" sokağından geçti kadın…Artık kaldırımlarda kalçalarını daha belirgin sallayabiliyordu, özgüveni yerine gelmişti… Sonuç!?!? Okuduğum bu haber sonrasında dudağımı büktüm, bir gözümü kısarak baygın bir bakış attım tavana, "düşünüyorum" imajını itina ile oturttum sonra yüzüme. Düşünüyorum tabi sen ne sandın? Sana inat düşünebiliyorum ben.

Dağınık ama gerçekten dağınık bir odanın ortasında tam da yerde duruyorum… herkes içinde bir gitme arzusu taşıyor. Ben ise kalmak için yanıp tutuşuyorum… oturuyorum … sonradan olma sarışın biri giriyor içeriye elinde kirli bir çorap. "Bu ne biçim şey yaa… Hemen gelinir mi?" diyor yüksek sesle...Bana mı? Sanmam...

…oysa hayatımda her şey iyi gidiyor gerçekten iyi gidiyor. Hiç olmadığım kadar mutlu ve keyifliyim ne yapabilirim? Bu benim suçum mu? Ben bu satırları yazarken sonradan olma sarışın kız -ki bana benzediğini şimdi fark ettim- odada dolaşıp duruyor. Kötü bir niyeti yok fakirin... Tek derdi odayı toparlamak… İki kez çelme taktım ona maksadım burun buruna gelip yüzleşmek. "Hey hatun ben de varım bu odada…Heeeyy… İçindeyim, yanındayım, her nefesinde ben varım…Pişştt..sarışın sana diyoruuum"

Telefon çaldı. Bu da nesi. Benden önce o cevap verdi, yerimden kalkamadım bile:

sonradan olma sarışın - A .. Merhaba nasılsın??

ne dediği bilinmeyen -……………...

sonradan olma sarışın - Bok gibiyim. Ama kendimi iyi hissediyorum…

ne dediğini bilmeyen -……………...


Duymuyor beni… Oysa her şey çok iyiye gidiyor. Gerçekten...

karmakaçış...karmaşıkaçışa yeni bir bakış...

14 Ekim 2008




Artık beklemiyorum gelmeni… nasılsa istediğin zaman geleceksin bana ve benim istemem senin için hiç bir şey ifade etmeyecek… gelip gidişlerin hep ani olacak, banyomu kirleteceksin mesela, sonra hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya devam edeceksin… Saçlarını topladığın o minicik tokayı kaybedecek; her yere saçlarını dökeceksin… Özellikle yapıyorsun oysa bunu ben çok iyi biliyorum… Sanki başka birinden iz bulmak istercesine karıştıracaksın her defasında beni, çekmecelerimi, içimi, dışımı, kendini ve sonra yorulacaksın… Öğren işte bu eve ilk gelen kadın sen değilsin son da olmayacaksın… Gittiğinden beri yaptığım en iyi şey içmek… Rejimin de canı cehenneme... Gittikçe sana mı benziyorum ne ?! bir düzensizliktir çöktü üzerime… Yatağına bile dokunmadım… Yastıkları düzelttiğin gibi de bıraktım... Öylece... Bu sabah içinde biz olan bir paket aldım. Uğursuz bir yabancı getirdi onu bana. Uğursuz işte!? Yeni aldığım çaydanlık ocak üzerinde kendi kendini yakmaya uğraşıyordu o sırada. Ben sana yanmakla meşguldüm… Paketten çıkan fotoğraflarla ilgileniyordum. İstekli bir el omzumda, ben de gülmüşüm öylesine hatta esrik gülümsemeler var yüzümüzde… Eveet eveet aynen böyle… Fotoğrafı yine sen çekmiş olmalısın ki resmin sol kısmını kolunun bir kısmı kaplamış. Sol taraftaki ten rengi boşluğu başka türlü açıklayamıyorum… O anda kalmışız… O fotoğrafta varmışız… ya şimdi? Geceden kalmış olmalıyız ya da geceye varamamış... Gece bizde kalmış gibi karanlığız... Göz altlarımız koyu halkalar içeriyor. Benim gülümsememe bir de gözlerimin etrafındaki çizgiler karışmış… Kırışmış… Sen taze… Yine de bir yorgunluk var bakışlarında… Sen beyaz giymişsin, ben gri. Sen açıksın, ben ? Tekrar çıkıp gelmeni istiyorum. Belki o kareden dışarı çıkabilirsin. İstesen kendi dışına bile çıkabilirsin… Ama çıkmıyorsun… Çünkü?!?!? Yapabilirsen, başarabilirsen yanımda bile kalabilirsin. Ama yapmıyorsun … Sanki?!?!?!? Ben de sana tahammül edebilirsem yanımda kal diye yalvarabilirim uzunca bir süre… Niye?!?!? Yanık kokusu bu genzimi dolduran; geç farkettim. Pencereyi açtım senin kokun doldu odama, evime, her yerime… Anladım ki hala yanımdasın… kaçıp kurtulmamın bir yolu olmalı senden… Dışarı çıkmalıyım…
Apartmanın kapısında o uğursuzla yine karşılaştım…
Arabamda aynı kokuyu alıyorum. Geçecek biliyorum... Geçecek... Sinsi bir yılan gibi beni izlemeyi bırakacaksın günün birinde. Ah İstanbul ve sevgilisi trafik yanında... Ayrılmaz bir bütünler sanki bize inat... Kırmızı ışıkta kalakalıyorum öylece; yanımdan hızla geçen otobüste yine yüzünü görüyorum... Oysa bilirim sevmezsin otobüsleri... O halde o penceredeki yüzün sana ait olması ihtimali sıfır... Yakın ışıkları yalvarırım her yerde onun gölgesini görmekten çok sıkıldım. Kocaman şehir dört koldan üzerime geliyor. Ne bir yere ait olabiliyorum, ne birine. Anımsadın mı bu benzerliğimizi? O halde neden her şık diğer bir şıkkı iptal ediyor. Kısır döngü. Aynı döngüde şeytan... Aynı döngüde bitmeyen labirentler. Kaçıncıya buluyorum aynı labirentte seni farkında değilsin. Asla da olamayacaksın... Çünkü oraya ait değilsen bana ait olacaksın...Bana ait değilsen oraya...Peki neredeyiz şimdi? Bana kalırsa seninle uğraşmayı bırakmalıyım. Arabamdan indim... Aynı asfaltta yürüdüğümüzü düşledim bir süre... Birbirinden habersiz... Kokun hala burnumda... Yerde yatan bir fahişeye rastladım... Yanından gelip geçenler onu yok saymışlar... Tıpkı bizim gibi... Biz de bizi yok saymıştık. Sahi en son ne zaman biz olduk? Hayır onu demiyorum ben. En son ne zaman senden ve benden sonu biz ile biten bir cümle olduk. Cümlelerden olduk... Kendimizden olduk... Kovulduk o büyülü dünyadan ayrı ayrı... Peki neden aynı anda değil...Biz değil?!?! En son ne zaman ? Hangi zaman? (Z)aman mı!?!? Yaklaşıyorum fahişeye... Eğiliyorum önünde... Hayır henüz ölmemiş... Hayır yaralı... Biri de alnına bir post-it yapıştırmış. Kırmızı kalemle yazmış... Sen gibi... ihtimal bile yok... O post-iti başka bir post-it ile değiştiriyorum... Simsiyah bir kalemle yazdım: “yardan düşmüş yaraları yardan kalma”...
Kokun hala peşimde... Ya da ben onun peşindeyim... Çaydanlığa ne oldu acaba... Ben daha ne kadar yanacağım... Bilemedim...
Taksimden bir yol daha aldım... Yanıkların bile yüzkarasıyız...