15 Temmuz 2009
“günün birinde yalnız başına yaşayan bir kadının penceresi çalınmış... gelen bir kırlangıçmış… “aç pencereni” demiş kırlangıç… “bırak yanında kalayım ve sana yoldaş olayım” “olmaz” demiş kadın sertçe… “açmam penceremi git başımdan”… ertesi gün tekrar gelmiş kırlangıç “ne olur al beni yanına, yüreğinde sana arkadaş olayım” diye yalvarmış… kadın “ben seviyorum yalnızlığımı sana ihtiyacım yok” demiş… birkaçgün sonra kırlangıç tekrar pencereyi çalmış… “bak demiş bu son gelişim…izin ver ısıtayım seni sohbetimle, bak kışda geliyor… geceleri uzun olur, soğuk olur… soğuk kış gecelerinde arkadaş olurum sana” demiş… kadın aynı ifadeyle “bir daha gelirsen yolarım kanatlarını, defol git başımdan, benim kimseye ihtiyacım yok” diyerek son kez kovmuş kırlangıcı… derken aylar geçmiş… kış bitmiş, ilkbahar olmuş, yaz gelivermiş… kadın belki dönmüştür tekrar pencereme diyerek büyük bir umutla kırlangıcı bekler olmuş… sonra onu bulmak için bir bilgeye gitmiş ve durumu anlatmış… bilge dikkatlice dinlemiş kadını… sonra acı bir tebessüm eşliğinde bilgeden şu yanıtı duymuş: “çok yazık! çok yazık etmiş, büyük bir yanlış yapmışsınız” kadın büyük bir telaşla sormuş “neden?” diye…”bilmezmisiniz?” demiş bilge “kırlangıçların ömrü altı aydır….”
hikayeyi bitirdikten sonra bu hikayedeki kadın mıyım yoksa kırlangıç mıyım bilemiyorum aslında diye iç geçirdim… bunu bir soru olarak algılayan çocuklardan biri el kaldırdı “hiç biri bence” dedi heyecanla… irkildim açıkçası böyle bir soruyu yönlettiğimin bile farkında değildim o ana kadar…sesli düşünmüş ve yakalanmıştım… sol arka çaprazda oturan kızlardan biri bilmiş bir şekilde atıldı. “hiç de değil eğer birini seçmek gerekiyorsa kadın olmayı tercih ederim yalnızlığı seçtiğime göre bir bildiğim vardır elbet” dedi. bu yaşta bu kadar kesin ve sert yargılarının olmasına içerlemiştim açıkçası... zira ben o yaşlarda hiçbir zaman yalnız olmadığımı düşünürdüm… “ne var bunda” diye atladı öteki “ömür dediğin kısaysa -ki kırlangıcın öyleymiş, neden illa bir yoldaş bulmak zorunda kalalım ki?” hafif tıknaz bir çocuk atıldı “hocam siz bence kırlangıçsınız ama her seferinde yanlış pencereyi çalmışsınız… ömrünüz yetseydi doğru pencereyi bulacağınızdan eminim” dedi… sınıfın duvarları üzerime geliyor bu çocukların ne zaman büyüyüp küçüldüğünü düşünüyordum… haklı olabilir miydi acaba? gerçekten doğru pencereyi bulamamış mıydım? yoksa o kadın gibi her gelen kırlangıcı elimin tersiyle mi itiyordum? sınıfın en haylaz çocuğunun bu konu ilgisini çekmiş olacak ki pür dikkat diğer arkadaşlarını dinliyor kendince bir şeyler yazıyordu önündeki deftere… tıknaz çocuğa usturuplu bir yanıt bulmak için epeyce uğraşan sol arka çaprazda oturan kız “bana kalırsa siz o yalnız kadınsınız baksanıza yaptığınız hareketi doğru varsaydığınız halde aklınız karışmış ve çözüm için bilgenin kapısına gitmişsiniz” dedi... tıknaz çocuk yine atıldı “ya o bilge de ona kadının kırlangıca yaptığını yapsaydı ve kapısını açıp bunları söylemeseydi o zaman bu hikaye nasıl biterdi? diye soruverdi… sınıfı belli belirsiz bir karmaşa sarmıştı… tıknaz çocuk da doğru söylüyor olabilirdi… bu tartışmaya nasıl son vermem gerektiğini düşünmeye başladım… konumuz bu değildi elbet ama bu çocuklar oturmuş resmen beni ve içinde bulunduğum durumu tartışıyorlardı… “ne yani hocamız şimdi de bilge mi oldu diyorsun?” diye sordu kız tekrar… “hayır” dedi çocuk “kırlangıç doğru pencereyi çalsaydı içeri girebilirdi, kadın doğru bir bilgeye gitmiş ki öğrenmiş işin aslını…” haylaz çocuk el kaldırdı
kalakaldım öylece…
















