2 Haziran 2009
hayatımın değişmez bir kuralı var… vakti zamanında birinin ahını almış olmalıyım yoksa kime ne; beni bu kuralın, bu kadar üzdüğünden… nerede olursam(k) olayım kendi arabamda, başkasının arabasında , kendi evimde , başkasının evinde veya herhangi bir cafede eğer bir şarkı mırıldanmaya başlarsam üçüncü şahıslardan birinin eli hemen müzik aletine gider ve bir başka takılmış şarkı bölüverir benim dilimin ucundaki notaları… bir keresinde markete girmiş dolabın önüne dikilmiş taze yoğurt alıyordum ki dudaklarımdaki melodi market sabinin hızla sesini yükselttiği melodiyle kanlı bir mücadeleye girişti…o açtıkça ben bağırdım ben bağırdıkça o açtı sesini… bu sefer durum farklı mecidiyeköy’den yenikapı’ya en kısa sürede ulaşmam gereken bir gün ve saatteyim… oysa yaptığım yolculuk ömrümün en uzun yolculuğu … rastgele bir taksiye atlayıp “yeni kapı" diyorum ilk olarak… hava sıcak, trafik sıkışık epeyce… “taksimden mi dolaşalım , çevre yolundan mı?” diye soruyor… "fark etmez ne yaparsan yap ama şu müziği kıs" diyorum sinirli bir şekilde… böylece ilk kez ben şarkı mırıldanıyor olmadan müziği kıstırma hakkı buluyorum kendimde “bu şarkının ne dediğini bilsen, kıstıramazsın abla” diyor (bana abla diyor)… etnik bir fark var aramızda ; şivesi o yönde… bilmediğim bir dilden genç bir kız şarkı söylüyor sadece… tutamıyorum kendimi şöyle bir diyalog başlıyor :
-nerelisin?
-batman…
-“çok mu özlüyorsun oraları?”
-özlemez miyim abla? Burnumda tütüyor…
- e burada ne işin var o zaman?!! sorduğum son soruyla kendi çapımda bir sıfır öndeyim…. İyice arkama yaslanarak bu anın tadını çıkarmaya niyetleniyorum.
- Ben bu kız yüzünden bu şehirdeyim” diye yanıtlıyor beni… dikiz aynasına baktığımda göz göze geliyoruz…gözbebekleri titriyor … hemen çeviriyorum bakışlarımı… bir de şimdi bu adamla kapışıp gideceğim yere geç kalmaya hiç niyetim yok.. dolayısıyla artık onu yanıtlamama kararı alıyorum… teypte yükselen (evet yine yükselen) ses güzel ve profesyonel bir kayıda benziyor aslında… başımı cama dayıyorum bir yandan da bilmediğim bir dilden söylenen şarkıyı anlama çabası veriyorum… asla anlamayacağımı biliyorum oysa .. yersiz bir çaba bu…
-ben kürtüm abla diyor haykırırcasına (abla diyor ısrarla)…Kürtçe söylüyor bu kız şarkılarını… bana söylüyor…
- sen de meşhur olma hayaliyle düştün buralara anladım , ama bilindik hikayedir bu… ileride televizyon kanallarında , gazetelerde verdiğin röportajlarda “taksi soförüydüm bir zamanlar” dersin” diye aklımca dalga geçiyorum çocukla…
- yok” diyor, “ben anlamam şarkı söylemekten abla (bana yine abla diyor), ben 16 yaşımda bu kızı sevmişim, gitmişim, istemişim kızı…vermediler, dedelerin tarla davası varmış ne bilirim ben, bana ne ben sevdiğimi istemişim bi kere…”
Hani böyle uzun yolculuklarda konuşmak istemezsin ama birisi mutlaka lafa tutar ya hani seni, ya da ne bileyim sessiz sakin bir deniz kıyısında oturduğun anda yan masaya mutlaka bir aile gelir; o ailenin bir de çocuğu olur ve bir şekilde seninle kontakt kurar, sen de aileyle bir bakmışsın birden samimi olmuşsun ve kendi kendine kaldığın o an birden hiç olur ya…işte öyle bir anın başındayım diye düşünüyor derin bir nefes alıyorum …
-nerelisin?
-batman…
-“çok mu özlüyorsun oraları?”
-özlemez miyim abla? Burnumda tütüyor…
- e burada ne işin var o zaman?!! sorduğum son soruyla kendi çapımda bir sıfır öndeyim…. İyice arkama yaslanarak bu anın tadını çıkarmaya niyetleniyorum.
- Ben bu kız yüzünden bu şehirdeyim” diye yanıtlıyor beni… dikiz aynasına baktığımda göz göze geliyoruz…gözbebekleri titriyor … hemen çeviriyorum bakışlarımı… bir de şimdi bu adamla kapışıp gideceğim yere geç kalmaya hiç niyetim yok.. dolayısıyla artık onu yanıtlamama kararı alıyorum… teypte yükselen (evet yine yükselen) ses güzel ve profesyonel bir kayıda benziyor aslında… başımı cama dayıyorum bir yandan da bilmediğim bir dilden söylenen şarkıyı anlama çabası veriyorum… asla anlamayacağımı biliyorum oysa .. yersiz bir çaba bu…
-ben kürtüm abla diyor haykırırcasına (abla diyor ısrarla)…Kürtçe söylüyor bu kız şarkılarını… bana söylüyor…
- sen de meşhur olma hayaliyle düştün buralara anladım , ama bilindik hikayedir bu… ileride televizyon kanallarında , gazetelerde verdiğin röportajlarda “taksi soförüydüm bir zamanlar” dersin” diye aklımca dalga geçiyorum çocukla…
- yok” diyor, “ben anlamam şarkı söylemekten abla (bana yine abla diyor), ben 16 yaşımda bu kızı sevmişim, gitmişim, istemişim kızı…vermediler, dedelerin tarla davası varmış ne bilirim ben, bana ne ben sevdiğimi istemişim bi kere…”
Hani böyle uzun yolculuklarda konuşmak istemezsin ama birisi mutlaka lafa tutar ya hani seni, ya da ne bileyim sessiz sakin bir deniz kıyısında oturduğun anda yan masaya mutlaka bir aile gelir; o ailenin bir de çocuğu olur ve bir şekilde seninle kontakt kurar, sen de aileyle bir bakmışsın birden samimi olmuşsun ve kendi kendine kaldığın o an birden hiç olur ya…işte öyle bir anın başındayım diye düşünüyor derin bir nefes alıyorum …


2 kişide semmy' e anlatmış:
Bir nevi gadjo dilo.
Bekle devamı gelecek...
Yorum Gönder