10 Temmuz 2009
“Yıllar yıllar evvel okuldan mezun olduğumda alay konusu olacağımı bildiğim halde açtım burayı… yıllarca hiç ödün vermedim gelen gidene karşı… ama artık yeter noktasındayım… cümlelerimin sonuna koyduğum üç harf devamının geleceğinin garantisi gibi görünse de aslında değil… kendi şehrimi yeniden keşfediyorum…
"hayatın dışı renkli içi boş bir balondan ibaret olmadığını bana kim kanıtlayabilir ki?" serzeniştleriyle bir günü daha tamamlıyorum… aslında önemi yok hangi yılı veya hangi ayı ve hatta haftayı yaşadığımın… önemi olan şey sadece “aslolan ne?” sorusuna verebileceğim tumturaklı bir cevap bulabilmek… bu cevabı bulamayacağımı ve asla kelimelere dökemeyeceğimi bilmek ise garip bir haz veriyor bana… hüzün ve hazzı aynı anda yaşamak öyle yorucu ki…oysa her şey mümkün olabilirdi bu ikisini aynı kefeye koymamayı başarabilseydim… çok sıkıcıyım değil mi? hatta öyle sıkıcıyım ki kendi bedenim es kaza aynada kendi aksiyle karşılaştığında hafif geriye doğru sekiyor. Bu milimetrik saniyelerde olan bir hadise…. Oysa o kadar aşinayım ki ruhunu kaybetmiş sefil bir bedene … bu durumun beni hiç rahatsız etmemesi gerek … aradabir çalı süpürgesiyle içime doldurduğum çöpleri şöyle bir köşeye yığmak gelse de içimden bunu düşündüğüm an ellerim titremeye başlıyor… kaşlarımın tam arası seğiriyor ve belli belirsiz yaşarıyor gözlerim… hemen akabinde başımı nerede bulunduğumun önemi olmayan bir yere dayıyorum derin derin solumaya başlıyorum…gözlerimi sımsıkı kapatarak içimden geçmesini diliyor, kabullendim, sus artık , tamam, bir daha olmayacak, hepsi geçti diye sayıklamaya başlıyorum…sonra bunu tekrar yapamayacak kadar yorgun buluyorum kendimi… hayır mevzuu o çöplerin örttüğü başka bir çöplüğün olması… yani işin ucu derine en derine dayanıyor. Bir çöp çıkıyor altından bir tane daha sonra bir tane daha, bir tane, bir… bu böyle sürüyor… çöpten kastımın ne olduğunu biliyorsun değil mi? yoksa içimde buruşturulmuş kağıt parçalarının, çikolata ambalajların, kullanılmış enjektörlerin, çiğnenmiş sakızların, kaçmış çorapların, teki kaybolmuş küpelerin ne işi var ?”
"hayatın dışı renkli içi boş bir balondan ibaret olmadığını bana kim kanıtlayabilir ki?" serzeniştleriyle bir günü daha tamamlıyorum… aslında önemi yok hangi yılı veya hangi ayı ve hatta haftayı yaşadığımın… önemi olan şey sadece “aslolan ne?” sorusuna verebileceğim tumturaklı bir cevap bulabilmek… bu cevabı bulamayacağımı ve asla kelimelere dökemeyeceğimi bilmek ise garip bir haz veriyor bana… hüzün ve hazzı aynı anda yaşamak öyle yorucu ki…oysa her şey mümkün olabilirdi bu ikisini aynı kefeye koymamayı başarabilseydim… çok sıkıcıyım değil mi? hatta öyle sıkıcıyım ki kendi bedenim es kaza aynada kendi aksiyle karşılaştığında hafif geriye doğru sekiyor. Bu milimetrik saniyelerde olan bir hadise…. Oysa o kadar aşinayım ki ruhunu kaybetmiş sefil bir bedene … bu durumun beni hiç rahatsız etmemesi gerek … aradabir çalı süpürgesiyle içime doldurduğum çöpleri şöyle bir köşeye yığmak gelse de içimden bunu düşündüğüm an ellerim titremeye başlıyor… kaşlarımın tam arası seğiriyor ve belli belirsiz yaşarıyor gözlerim… hemen akabinde başımı nerede bulunduğumun önemi olmayan bir yere dayıyorum derin derin solumaya başlıyorum…gözlerimi sımsıkı kapatarak içimden geçmesini diliyor, kabullendim, sus artık , tamam, bir daha olmayacak, hepsi geçti diye sayıklamaya başlıyorum…sonra bunu tekrar yapamayacak kadar yorgun buluyorum kendimi… hayır mevzuu o çöplerin örttüğü başka bir çöplüğün olması… yani işin ucu derine en derine dayanıyor. Bir çöp çıkıyor altından bir tane daha sonra bir tane daha, bir tane, bir… bu böyle sürüyor… çöpten kastımın ne olduğunu biliyorsun değil mi? yoksa içimde buruşturulmuş kağıt parçalarının, çikolata ambalajların, kullanılmış enjektörlerin, çiğnenmiş sakızların, kaçmış çorapların, teki kaybolmuş küpelerin ne işi var ?”
o kadar sıkıldım ki onu dinlemekten, “bir sn müsaade eder misin?” diye kalktım masadan… niyetim tuvalete gidip bir süre kafamı dinlemekti öyle ya tam iki saattir aynı çerçevede dönüyordu konu. ne iki saati ? tam 20 yıldır aynı çerçevede dönüyordu… ben de onun sayesinde zaman kavramımı yitirmiştim… hızla kapattım tuvaletin kapısını “ben de geleyim orada devam ederiz sohbete” diyebilecek kadar da arsızdı çünkü nezdimde… aynada kendime baktım kendimi gördüğümde bedenim hafifçe geriye doğru sekti… fark ettim ki benimle gelmiş ve devam edecekti konuşmasına…


0 kişide semmy' e anlatmış:
Yorum Gönder