kafe(s)deyim...

10 Kasım 2008




garip bir kafedeyim... duvardaki tablolar çapraz duruyor. benim gibi simetri hastalığı (varsa böyle bir hastalık) olanlar için kabus ... sürekli gözün takılıyor çaktırmadan tuvalete gidiyor gibi yapsam da birini en azindan birini düzeltsem diye geçiriyorsun içinden... yazdıklarıma ve hatta okuduklarıma konsantre olamıyorum bir türlü... az önce kendime acı soslu bir dost tokadı ısmarladım...sıcak servis yapılır hazırlama süresi yirmi dakika diyordu menünün altındaki notta... elinde kara kaplı defter tutan gençten bir çocuk “yanında içecek ne alırdınız?” diye sordu. garipsiyorum bu soruyu... sormasan söylemeyeceğim sanki. “Bir bardak gözyaşı lütfen” dedim. “Buz olsun içinde, azıcık da limon ve tuz istiyorum . Hmpfhh...yok hayır sek içeceğim” dedim... ne kararsızım. buzu da iptal ettim... yan masadaki adamın gülüşü iğrenç... az evvel gülerken es kaza yüzüne baktım, içi boşalmış bir karnıyarığı andırıyordu dudakları... doğum günüm bu gün... ilk hıçkırığımı attığım günü kutluyorum cesurca... dünyanın bilmediğim bir ülkesinde (sanki hepsini biliyorum) bilmediğim bir hastanede bir bebek doğuyor...bir bebek doğuyor ve daha ilk saniyede kıçına bir şaplak yiyor. Neden ? yine dünyanın başka bir yerinde belki de ülkemde biri ölüyor aynı saniyede... hatta ben bu kafe(s)de bunları karalarken ve hatta “öldü” yazdığım saniyede (saat şu anda tam 12:00:05) biri öldü bile. 31 temmuz 2008 12:00:05’ te ...................... öldü... kayıtlara böyle geçti. 31 temmuz 2008 12:00:05’ te ...................... doğdu. kayıtlara böyle geçti.gördün mü sayın okuyucu ne kadar kolay oldu. Şimdi ölen ...................isimli şahsın kıçına yediği şaplağı düşün. Şimdi onun için belki dualar okunuyor, bilinmedik bir takım yöresel şeyler yapılıyor belki, ben aynı gün ve saatte doğuşumu kutluyorum... geriye döndüğümde otuz yaramaz yıl gördüm birden , minicik bir kız çocuğu koşturuyordu oradan oraya... otuz işe yaramaz yıl... dikkatim dağıldı... yan masadaki adam çok iğrenç gülüyor... daha önce söylemiş miydim? arkamdan gelen sese yöneliyorum. dükkan sahibi bir sineklik almış eline az evvel tablolardan birini düzeltmek isteyen birinin eline vuruverdi. Allahım ne komik... iyi ki dokunmamışım... yemeğimi zehir edemem doğrusu... bu kafe(s)ye gelirken isyan sokağından zar zor kaçtım... aslında pek kaçtığım da söylenemez ya neyse , gölge kıvamında hızlı adımlarla yürüdüm diyelim...hava çok ağır, yapış yapış oluyor koltukaltların sürekli... çok terleyen biri değilim hatta hiç terlemem ama yine de öyle olabileceği şüphesi bile rahatsız ediyor beni...hem adamı hem de duvardaki yamuk tabloları görmemek için duvar kenarındaki pencerenin karşısına geçtim iyi oldu böyle... şimdi gelen geçeni izleyebiliyorum. aslında istediğim bu değil , yazmak istiyorum ben ama bir türlü beceremiyorum...yan masadaki adam iğrenç gülüyor... daha önce söylemediysem bir daha söylemek istedim.(obsesifim ben) artık ne zaman böyle gülen birini görsem burası aklıma gelecek. buraya gelmesem bile bu gün içinde bulunduğum bu ruh sıkıntımı hep taşıyacağım zihnimde artık... yazık çok yazık bu adam güçlü bir çentik attı usuma, bir süre kanayacak sonra iyileşti zannedeceğim ama ne zaman bu gülüşü duysam aynı ruh halim beni kıskıvrak yakalayacak. demek ki artık kelepçelendim ben, asla aksini ispat edemeyeceğim bir hükümlü oldum böylece. ömrüm boyunca bu gülüşten kaçmak zorunda kalacağım şimdi...kabus...bir çift girdi içeriye. ellerini birbirinden ayırdıktan sonra ayrı ayrı üstlerine başlarına sildiler...hava sıcak da ondan... siparişleri acele ile aldı çocuk...kız sürekli bişeyler anlatıyordu. En sevmediğim tip sanki karşısındakine değil de mekandaki herkese sesini duyurmak ister gibi tavırları. “konumuza geri dönelim lütfen” dedi “tam bir saattir seni öfke caddesinde bekliyorum neden böyle yapıyorsun, de ki bana şu saatte geleceğim ben o zaman orada olayım...ama bu kaçıncı” çocuk sessizce yanıtladı(duymak için çok çabaladım ) ihanet kavşağında kaza olmuştu ne yapabilirim? nereden bilebilirdim olacağını?” parmağımı şıklattım “KADER” dedim. ikisi de döndü bana baktı...süpriz at gibi fotofinish de kendimi göstermiştim en sonunda ve hemen hızla dışarı baktım...garson çocuk siparişlerini getirdi çiftin... açık söylemem gerekirse kızın tabağındaki hüznü çok güzel süslemişler kendime de ondan söylemediğime pişman oldum... ölü balık gibi kendi tabağıma indi gözlerim... dost tokadı fazla acılı... hem ben acı yemem ki... yan masadaki adamın iğrenç gülüşü bunların sebebi... çocuk çatalına doladığı tövbeyi yemeye çalışıyordu o sıra... sıkıldım onları dinlemekten saat binüçyüzkırkbeş olmuş dedim kendi kendime...hala tek bir satır yazamadım üstelik... tango to evora....bir ara çocukla göz göze gelecek oldum...ve o an anladım ki çocuğun kalbi üç oda bir salon, herkese yer var... bir ben yokum bu evde...hızla kalktım bir dikişte gözyaşımı bitirdim ve alelacele çıktım o kafe(s)den... kalemimi orada unuttuğum yolda aklıma geldi... yeni yaşıma yaş içinde girdim, yapacak bişey yok... üstelik bir de hükümlüyüm artık...

3 kişide semmy' e anlatmış:

dersaadet dedi ki...

Okurken seni hissettim. Hani dersin ya bana "yazdığın yaşanmışlıklarını okurken yaşıyor gibiyim" diye. Ben de bu yazı da seni okudum. Hepsi sensin, bir tane bile süsleme yok. Ne hoş:)

Unknown dedi ki...

Dogmak ve ölmek adina Dogumgunun Yas icinde ve izdirabin nereden geldigini bilmeden. Goz yasini Kafe (s) icindeki gercek senin kus olmak ozgur olabilmemek icin... Ozgurlukte bir yandan kendinle kalmak kafesin icinde. Semmy gercekten, derin, yogun bir karmasa...

Unknown dedi ki...

Ha ha :) Seni bizim yemekhaneye getirmem lazım , bütün tablolar 45 dereceyle duruyor. İçlerindekiler zemine paralel düzlemde gerçi , bu senin simetrine göre kayık mı değil mi bilemem. Gültekin çizgen diye bi herif böle bişey sıçmış (sanatına bok katıp polis yapmış).
Belki kasadaki adamın orta kulağında bir problem vardır ve bu ona göre düzdür. belki de üstüne bi de sinekri hastalığı vardır da sinekrikle o yüzden vuruyodur kendi düzlemine uydurmaya çalışanlara. Benim için kafesine dönüp bunu bi araştırırsan sevinirim. Dönmezsen zaten benim değilsin demektir:)
Kadınlar böle işte sırıtan sırtlanlardan ve dublex evde sıçanlardan hoşlanıyorlar. ''Tam bana geldiğinde birden basireti kesilir bunun'' gibi bir mantık sanırım , bu aklı yalnız penise simetrik çocuklarla birlikte olmanın sebebi. Seçime yeteneksiz seçiciler hiç seçici olmadan başkasının seçimine konmayı daha rahat buluyorlar belki. daha öte bir zeka ile seçilmişlerin arasından seçmeye karar verenler de vardır elbet. Ben senin yerinde olsam (ki ancak bir dizi (yapprak dökümü)ameliyatın ardından olabilirim) çocuğa iş atar , herkesin duyabileceği bir tonda olayı açar ve kızı kurtarırdım. Ama sen deneme seni riske atamam :) neme lazım çocuk fena çıkar falan, pastana bir mum daha eklenmesin. Senin doğum günün başka birinin ölümüne sebep olmasın...

Sen doğdunya bugün, kimse ölmesin...