iç ses...

25 Kasım 2008


Eski bir binanın ikinci katındaki balkonda asılı bembeyaz ama yıkanmamış gibi görünen çamaşırların arasındaki tek hareket balkonun ışığının yanıp sönmesi, yanıp sönmesi, yanıp sönmesi, yanıp sönmesiydi. hatırı sayılır aydınlık bir saatteki bu olay bir kişinin dikkatini çekmişti. caddenin karşısında siyah montuna sol elini sokmuş bir halde bekleyen adamın. Bir de benim. Ama anlatıcı ben olduğum için kendimi saymıyorum bile. Siyah montlu adam sağ elindeki sigarasından son bir nefes alarak izmariti yere atıp sol ayağıyla üzerine bastı. Genelde öyle olmaz oysa hangi el ile atarsan onun hizasındaki ayak tamamlamalıdır bu infazı. Jargonu budur bu işin. Adam ise buna uymadı. Sigaranın sönüp sönmediğini umursamadan karşı tarafa geçmek üzere hareketlendi.
sonra? diye sordu bir ses… sonra dedim , adamın attığı sigarayı gözüne kestiren bir çocuk bir süre sönmek üzere olan izmariti alevlendirmeye çalıştı. Derken yerden bir kağıt parçası aldı onu tutuşturdu. yanan kağıdı elinde tuttu, inceledi bir süre... kağıt sonuna gelince eli yanmış olmalı ki birden yere attı yanan kadğıdı, sonra parmaklarını ağzına soktu, hızla karşı tarafa geçerek aynı apartmana girmek üzere yön değiştirdi. Merdiven başında siyah montlu adamla karşılaştı. Adam dışarı çıkarken çocuk içeri giriyordu… sıkıcı!!! dedi aynı ses… Önemli bir olay, ne bileyim bir heyecan yok farklı bişeyler anlat…

Peki dedim yine başladım…

Tiz bir kahkaha attı birden ortadaki sandalyeye oturmuş kadın. başını iki yana sallarken diğer taraftan da kendisine sürekli bişeyler anlatan öteki kadına sağ eliyle vuruyordu... pembe bluzunun rengi elmacık kemiklerine sürülmüş abartılı allığı ile abartılı bir uyum içindeydi... sarı saçları başına çeşitli yerlerinden iri tokalarla tutturulmuştu… boynundaki inci kolyenin ucuna takılmış madalyonu kulaklarındaki iri küpeler tamamlıyordu... yaşlılıktan mı yoksa sürekli ağır küpeler taktığından mıdır bilinmez kulak delikleri minik birer yarık gibi gözüküyordu... güldükçe gözaltlarındaki derin çizgiler yüzüne değişik bir anlam katıyor ama ne yaparsa yapsın attığı şuh kahkahaların içinden olmadığını saklayamıyordu... iri göğüslerinin altındaki bel katlarının üzerine abartılı bir kemer takmıştı kadın... tiz kahkahanın yerini şuh kahkahalar almıştı artık... yatak odası sırlarının ifşa edildiği saat ve mekandaydılar… sırları da verecek misin? yine yarıda kesmişti beni ses...
Hayır bekle de devam edeyim dedim.

yanında ona eşlik eden kadın sürekli bişeyler söylüyor gelen tepkilere göre de sesi bir yükseliyor bir alçalıyordu. Birden sustu… yerinden hoyratça kalktı üzerinden az evvel yemiş olduğu simitten arta kalan susamları silkeledi. "amaaan onun gibi nelerini cebimden çıkartırım ben" son cümlesi oldu… içilen sigaranın dumanı çökmüştü üzerlerine… hepi topu dört sandalye dört ayna ve dört konsoldan oluşan bir kuaför dükkanıydı burası… biraz önce herkesi cebinden çıkartacağını söyleyen kadın ise bu dükkanın sahibiydi. Adı : Leyla…
Leyla mı ? Neden Leyla? Peki ölecek mi? Hayır kesme konsantre olamıyorum diye yanıtladım... hava kararmak üzereydi diye devam ettim… Leyla tam yan sandalyedeki kadının başına sarılmış havluyu almak üzereyken kapı açıldı… oturan müşteriler hep birlikte meraklı gözlerle kapıya bakıyorlardı... iki genç kız kapının eşiğinde telaşlı bir bekleyişe girmişler gözleriyle muhatap birilerini arıyorlardı... yüzlerinde geç kalmışlığın izlerini taşıyorlardı... biri diğerinin ardında kalmıştı " bu gün cumartesi biliyorum ve yoğunsunuzdur diye tahmin ediyorum ancak şimdi yoldan geldim ve tekrar yola çıkmam gerekiyor saçlarıma şekil verebilir miyiz?" Leyla düşünceli bir şekilde dükkanı süzdü... bekleyen diğer müşterilerine yan gözle baktı iç geçirdi… madalyonunu sıvazladı arkasını döndü ve bağırdı "zehra hemen yıka bayanın saçlarını" kes artık!!!... Kadın hikayeleri de istemiyorum diye bağırdı ikide birde anlattıklarımı beğenmeyen o ses...
Eeeehh... yeter be ne yaparsan yap dedim. benden bu kadar... bıraktım kalemi kağıdı, üzerimi değiştirip dışarı çıktım... Belki o sese yeni şeyler anlatabilirdim... eve döndüğümde yüzümde itinayla polyanna süsü verilmiş garip bir gülümseme vardı... ışıkları açtığımda tekrar karşımda buldum huzursuz, mutsuz, katran karası iç sesi...
geç kaldın... gerçek hayat seni bekledi ama sen geç kaldın dedi...

3 kişide semmy' e anlatmış:

pRncfRn dedi ki...

Sana bir sır vereyim mi?

İç sesimi dinlememek, her zaman kazandırmıştır bana...

semmy dedi ki...

:)) bana da hep kaybettirmiştir...
ama hala kulak asmıyorum , inadımdan galiba ...

kıyak dedi ki...

ben monolog yazıları severim.
yazan kişinin ruh halini ve karmaşasını anlatır.
3. kişiler için yazılmadığı için
2 kişilik romantik akşam yemeğine benzer.
bulaşıkları kimin yıkayacağı düşünülmeyen akşam yemeğine...