25 Kasım 2008

İmkansızlık denen duygu her zaman içimi acıtmıştır… Orada hissettiğim duygunun adının olmamasından çok korktum... Çünkü bu duygunun adını bulamadığım zaman eksik kalacaktı içimde bir şey... Önce hissettiğim duyguya "zavallılık" dedim… sonra onları azıcık gözlemlediğimde belki de zavallı olan benim diye geçirdim içimden... sevmedim... Demiryolu bekçisindeki kadın geldi gözümün önüne "gözyaşı vadisi" diyordu... birden üşüdüm, gözyaşı vadisinin tam ortasında olduğumu farkettim... kaktüs çiçekleri vardı her yerde... yılda bir kere çiçek açan kaktüs çiçekleri... kendilerine verilen bir iki damla suyla yetinmeyi bilen kaktüs çiçekleri… öyle heybetli açmışlardı ki... YOKSUNLUK!!!! evet yoksunluktu hissettiğim şey... kelimenin tam anlamı buydu... Kendi dünyalarından yoksunlar, başkalarının dünyasında yeni bir dille çığlık atan gençler... Bakışları çığlık, elleri çığlık, oturmaları, kalkmaları çığlık... esir bedenlerin çığlığı karşımda dipdiri duruyordu...
Nasıl başlasam bilmem ki... Duyduklarım ve gördüklerim neden beni ikna edemedi bugün anlamıyorum... Sahte dünyanın gerçek yüzleri hangimiz bilemiyorum... ondan belki de içimdeki bu telaş... yazamıyorum… ellerime ve ayaklarıma bağlanan bu prangalara bir yenisi de dilime eklendi… Ama parmaklarımı her zaman kullanabiliyorum. Ağacın içerisine yerleştirilmiş bir kurşun (?) parçası ile dilediğim her şeyi , herkesi vurabilir, kırabilir, güldürebilir, var edebilir hatta yok edebilirim bile. İşte şimdi o anın başındayım . ellerim kalem aradı, kağıt aradı... buldum… buldum ama neden akmadı ki kalem?!?! Neye mahkum oldu? evdeyim şimdi... boğum boğum, kör-topal ve paramparça... gözümün önünden duvardaki emirler, yaşanan anlık olaylar geçiyor şimdi…
aynaların üzerindeki direktifler ; kıyafetini düzelt ...başka yolu yok !!!
kısacık saçlar, itina ile düzeltilmiş, gerek olmasa da olsun sahneye çıkacaklar...
gülümsemeleri ; titreyen dudak kenarları; ürkek mahçup ,
bakışlar; yere bakan, yerde yürek arayıp bulan ve içine içine bakan bakışlar,
terlikler; ayakkabım yok diye sahneye çıkamayacağını düşünen gencin telaşe ile ayakkabı bulması, ödünç aldığı her halinden belli olarak içeri girişi, sahneye çıkarken ayağına büyük gelen ayakkabının çıkışı, dönüp bana bakışı gördüm mü diye benim ne yapacağımı şaşırmam yere anahtarımı atışım ve eğilişim...
tedirginlik; yürüyüşlerine ne yapacağını bilememe,
dokunmak- dokunamamak...
sevmek-belli edememek...
gülmek- dozajı ayarlayamadan; aşırı… olsun diye belki de... hangisi daha içten?
bugün bir tokat daha yedim... bugün binlerce kez sorgulamama şaşmadım kendimi... bugün bin kez daha yandım... bugün camdan dünyamın elimden son kez düşüşü idi... Beynim karıncalanıyor… Bugün görev icabı X tipi kapalı cezaevindeydim…
şimdi çok değil birkaç parça eşya ile uzun ama gerçekten uzun bir yolculuğa çıkmalı mesela…
(2007 - eylül)

5 kişide semmy' e anlatmış:
Şu "ne tepki verdin" olayını ne için ve ne düşenerek koydun oraya bilmiyorum...Tepkisiz kalsam..?
olabilir...ruhun bilir:)
bu kadar uzun yazıları içselleştirerek ve haranlıkla okuduğum başka bir blog bilmiyorum.
merdümgiriz teşekkür ediyorum...uzun yazıyorum değil mi? aslında güzel olan az-öz ve net olmak ....
hayır hayır, uzun yazmak büyük başarıdır. şiir değilse kısa yazmak bence tembelliktir. sen bu işin işçiliğindesin. seviyorum..
Yorum Gönder