sizofren(ce)li gün(ce)

28 Nisan 2007


oturup serkanı veya handeyi anlatamam. yanlızca ve yanlızca bana ait olan olayları hiç anlatamam çok çıplak hissederim kendimi.
düşünüyorum, düşünüyorum o kadar çok düşünüyorum ki bir sürü kurguda bir sürü başrol veriyorum kendime.yardımcı rolleri beğenmiyorum nedense.hoşuma gitmiyor.bir şeyler yapmalıyım bir
şeyler yazmalıyım...
serkan herzamanki gibi kendi kendine şehirler arası yolculuklar yapıyor. sancılı bir gece onun için hem de çok sancılı ."Elimdeki ne?" diyor birden bana susmuş dinliyorum onu. "okuyomusun yazıyı" diyor.aklımdan kocaman trenler geçiyor.içindeki insanlar bana el sallıyorlar benden kurtulduklarına o kadar seviniyorlar ki...ama o trenin geçişi beynimin canını çok yakıyor ..."aşkı soğuk ikram ediniz" yazıyormuş elindeki bira şişesinin üzerinde.kaç bedendir içiyor bilmiyorum"şişenin içinden bir kadın gülümsüyor bize donmuş dudaklarıyla.başım dönüyor boğulacak gibi oluyorum onu öperken" diyor birden.Serkan için
onu unutturacak kadar zaman geçiyor aslında ama o hala kimsenin ölmediği cinayetler işliyor,geceleri uyuyamıyor bedene hapsolmuş çığlık atan aşkların sesi yüzünden...

onun yanında değilim aslında tohumları sevgi olan narçiçekleri ekiyorum ekvatorun tam göbeğine,meridyenler bölüyor beynimi... hande geliyor sonra...kendi hayatlarımız nerede başlıyor nerede bitecek biliyoruz ama Hande'yi bilmiyoruz.ona dikkatle bakıyorum anlamak için ... "gördüm" diye haykırıyorum birden. Serkan korkuyor sesimden, bira şişesi sandığı mürekkep şişesini deviriyor..."beceriksiz herif" diyorum ona..."içinden oluk oluk iyiniyet akıyor, gördün mü nasıl temizleyeceğiz şimdi ruhumuzu bu pislikten" diye soruyorum.cevap gelmiyor Hande bana bakıyor bakışları sabit. ona dönüyorum ince narin burnunun ucundan kayan yıldızı anlatıyorum ona "hayatın" diyorum "hayatın tam burada başlıyor bak" irkiliyor birden boşlukta birşey arar gibi bakınıyor sağa sola eliyle saçlarının arasından birşey alıyormuş gibi başını yokluyor. sonra çok ünlü bir sonatı okuyacakmış gibi genzini temizliyor ve kurtuluyor boğazındaki gıcıktan ve hayatından.düğmelerini sökerek iki yana açıyor gömleğini.göğüslerinin arasındaki sanki hep orada yaşıyormuş,canlıymış ve ışıktan rahatsız olmuş gibi bana bakan örümcek dövmesini görüyorum.şaşırıyorum hem de çok "neden yapıyosun bunu" diyorum ona. "hayatım burada başlıyor" diyor.çok kızıyor o yıldıza.

cem mumcuydu galiba onu anımsıyorum
"yüksek bir binanın çatısından kollarını iki yana açarak attı kendini aşşağıya. cesedinden arta kalan tek şey mavi tulumunun ön cebindeki nottu "pervaneme kuş girdi çıkartamadım"
bir türlü evet bir türlü yazamıyorum.evet belki çok güzel şeyler yazabilirim.ama olmuyor işte. Hem zaten vaktim de kalmadı şu anda masamın etrafında çöp adamlar var. Sırasıyla masamın üzerindeki eşyaları topluyorlar. Öğüteceklermiş. Bu defteri de
istediler ama ben vermedim."ayrılmaz parçam" dedim "beni de öğütün" dedim.kabul ettiler anlaştık.şimdi karar veremiyorum kaçsam mı? öğütülsem mi? bakışlarım o yüzden böyle...

20.aralık.2006 geceyarısının diğer yarısı...

2 kişide semmy' e anlatmış:

Unknown dedi ki...

herrşeye dair bişeyler var. nerede burada orada.neyle uğraştığı belli olmayan,kar amacı gütmeyen,hiçbiryere gitmeyen.o kadar dağınık ve nerde eline ne değeceği gözüne neyin gireceği belli değil. şöyle bi baksam hepsine birden neler var burada diye yine aynı. ayrıntıya daldığım an ayrıntılarla uğraşıyor buluyorum kendimi. toparlıyorum kuş misali bakışımı uzaklaşıyorum uzaklaşıyorum kendimi en küçük ayrıntıdan çıkarken buluyorum. kısırda dönüyorum. yine aynı yer üzerime kapanıyor gömüyor yutuyor. kendi içimde bir ayrıntıdan ibaretim.
bir de dışardan baksam en azından uğraşsam bütün bu sıkıntıya rağmen yineden. eskiden. olduğum gibi. sandığımda sandığım gibi. anahtarı nerdeydi. şarabın tortusunda mı. çalkalasam anıları bulanırmıyım. d u r . sen . işte ordayım ben . sandığında ben. şimdi benim yerime koyuyorsun kendini. suya düştüm kelepçeli ellerim ayaklarıma. niye çırpınayım ki böyle güzel.
yumuşak ve esnek kelepçem.
evet bak sandık bu işte. bak kendine demek tutunacak birşey buldun. ya da çökmeyen tortu. ya da denize akmayan nehir. bir mağarada kayboldu mu o zaman. devşirmeli mi yeri göğü birbirine. kıyamet değil mi bu.konum neydi.
uçmanın bir tek kanunu vardır o da fiziksel değil. düş ve yeri ıskala. aptalll.
böyle daha mı iyi.
martıyı hatırla. oltanın ucunda balıkçının çektiği. nasıl da çırpınıyordu canıtın. ben ona demiştim yapma diye. yeme o sakayı. balıkçının akibeti belirsiz. belki de filistine asılmıştır adilce ve adice. söz vermiştin küçük olmayacağına ama bakıyorum da kendimi karınca diye betimler oldun otuzzzzbeşşşşinde. öldüğünü bile anlayamamak var sahilyolundaki bisikletli gibi. ölsen birazdan hani arkandan gencecik gitti demeyecekler.
beynindeki ağlar nereye gidecek. anan ağlarken.
soruları çözmeye çalışmaktansa sorularla yaşamak. çok önemli denen soruları çözmemekten kaynaklı bir doğru bir yanlış cevaplar vermek. kime göre doğru lafına kızmak ve bütün doğruları götürmek bazen. anlamayana anlamsız olmak anlamayınca vurmak. kendinden mi sıkıldın yoksa başkalarından mı. uyuşturucunun kırpıntıları mı yoksa çapaları mı seni bu denize bağlayan. yoksa uyuşturulmaya başkaldırı mı kırıntılarıyla doyururken karnını.
yeri ıskaladın ama uzay da senin yaşam biçimine uygun değil. nefessiz.buz gibi yalnızlıkta seni sıkan bu kargaşadan bağımsız kendine sığamazsın ki. ağzın kokarsa rahat nefes alırsın kalabalıkta. kötülüğe ne zaman adımımı atsam cehennem yakar tabanımı alırım ağzımın payını ateşten ve içimdeki sudan. çağlayanı duymasam çoktan kapılırdım elbet bu lav nehrine. belki de alıştım o nehirde yüzmeye de haberim yok. bu da tutunduğum kibirden daldır kibrit çöpü kadar çağlayandan önce.
ayrıntıdan çıkalı kaç ayrıntı geçtim bilmem genele bakmayı düşleyerek. evet doğru balık suyu göremez insan havayı.
yok olduğunu nasılsa anlayamazsın.yaşamana bak.cevap varsa zaten evettir mutlak ve soru olduğuna göre mutlak cevabı vardır.

ömer topaldemir dedi ki...

evet o yazar cem mumcu'ydu . okudugumu unuttugum kitaplardan kitapligimda olmayan .